Vatan, Millet, Sakarya, Hendek
 
Viyana Avusturya’nın başkenti…

Yaklaşık 1 miyon 700 bin nüfusa sahip.

Hasret kaldığımız Tuna’nın güneyinde Alp dağlarının eteklerine kurulmuş bir şehir.

Peki, Viyana’nın bizim için önemi nedir?

1526 Mohaç zaferi ile Macaristan’ının büyük kısmı Sultan Süleyman tarafından devletimizin topraklarına katılmıştı.

Fetih sonrası Kanuni Macar tacını savaşa katılmamış olan Erdel voyvodası Szapolyai’ye giydirdi.

Kısa bir süre sonra Avusturya arşidükü Ferdinand Mohaç seferinde Osmanlı topraklarına katılmamış olan Macar topraklarının kalan kısmını da içine alacak şekilde Bohemya, Slovakya’nın da bulunduğu bölgede kendini Macaristan ve Bohemya kıralı ilan etti.

Bu Türk devletine kafa tutmaktı.

Kimdi bu Ferdinand?

Ferdinand Kutsal Roma Germen imparatorunun kardeşi idi, yani o gün ki Almanların kontrolünde ki Avrupa devletçikler topluluğunun işbirlikçisi.

Osmanlı feth ettiği toprakların bu şekilde bir bağlantısı bulunan birinin eline geçmesine müsade edemezdi.

Böyle bir şeyin olması, Avrupa’da ki güç dengesinin Haçlı tarafına doğru bozulması demekti.

Bunun üzerine sefer hazırlıkları başladı ve tekrar Mohaç’a kadar gelen Kanuni buradan Kuzey’ doğru yönelerek 8 Eylül 1529’da Budin kalesini aldı. Sonrasında bu sefer Batı’ya doğru yönelip Viyana kapılarına dayandı.

Viyana Haçlıların arkasına sığındıkları Avrupa ortasında ki son kaleydi. Türk devletinin aleyhine olacak bütün oluşumlar bu kalenin arkasında organize ediliyordu. Bu kale düşerse Haçlı zihniyeti kırılacak Müslümanlara tuzak kuranların tuzakları kafalarına geçirilmiş olacaktı.

Yıllardır Yüce Allah’ın buyruğu üzere dünyaya adalet salmak ve İslam beldelerini korumak için mücadele eden milletimizin, Haçlı saldırıları karşısında toprağa düşen evlatları belki sonsuza dek düştükleri yerde huzurlu şekilde uyuyacaklardı.

Bu sefer olmadı, kuşatma uzuyor yaklaşan kış ayı sebebiyle şehrin ele geçemeyeceği görülüp İstanbul’a geri dönülüyordu.

14 Temmuz 1683 yılında yine benzer sebeplerle Viyana ikinci kez kuşatıldı. Şehrin güçlü kaleleri bir türlü ele geçirilmesine müsaade etmiyordu. Çeşitli askeri sebeplerle kuşatma uzuyor, sonrasında 120 bin kişilik Lehistan Kralı’na ait bir ordunun yardıma gelmesi üzerine kuşatma sonuçsuz kalıyordu.

Türk devleti, kantarın topuzunu daima kendileri yönünde tutarak asırlar boyu önce kendi topraklarında ki günahsız insanları kurdukları derebeylik sistemiyle kölelik yaptıran, sonrasında ise kendi kazanç ve güvenlikleri için kendileri ile uzaktan yakından alakası bulunmayan kilometreler ötesinde ki beldeleri sömürge altına alan, kendilerine karşı koyanları soykırım derecesine varan hamlelerle yok etmeye çalışan Haçlı organizasyonunun arkasına sığındığı kaleyi ele geçiremiyordu.

Bu sonuç sonrasında, yaklaşık altı asırdır hakkın yolunda ilerlemeyi kayıt eden Tarih şeridi bu günden itibaren daha fazla haksızlık, daha fazla zulüm, daha fazla sürgün kayıt yapacaktır.

Bizimde şahidi olduğumuz kayıt günlerine geldiğimizde ise, aynı zihniyetlerin benzer planların içerisinde oldukları çok net gözükmektedir.

Önce Avrupa içlerinde bulunan bazı ülkelerde çeşitli ayrıştırmalarla çıkan savaşlar sonucu onları kendilerine sorun çıkarmayacak şekilde pozisyonlamışlar sonrasında ise İslam dünyası ve Ortadoğu üzerinde sömürgeci planlarını uygulayacakları şirket devletlerinin kuruluş aşamasına geçmişlerdir.

Daha öncede defalarca söylediğimiz gibi Türkiye Cumhuriyeti devleti milli ve üniter bir devlet olarak aynı zamanda da Müslüman bir ülke olarak hem onların madde üzerine dayalı planlarına uyum sağlamakta diretecek hem de gelişmişlik seviyesi ile diğer İslam beldelerine örnek olup umut olacak ve oralarda da bir başkaldırı hareketine sebep olacak bir durumdadır.

Hal böyle olunca bu devletin öyle ya da böyle bir dağılma sürecine girmesi gereklidir. Bunun için Sosyal, Siyasal Kültürel, Ekonomik, Askeri ve Dini yönlerden bin bir türlü operasyonlarla devletimizle uğraşıyorlar.

15 Temmuz’da Askeri darbe teşebbüsü ile bu sefer şekil veremedikleri Türk hamuru kabarmış, içindeki yabancı katkı maddelerini dışarıya atmak üzere hali hazırda şuurlanmışken bu seferde türlü türlü oyunlarla Psikolojimizi bozarak onların istedikleri uyuşuk duruma gelmemizi istiyorlar.

Almanya’nın son birkaç gündür yaptıkları tam bu noktada değerlendirilmelidir. Türk devletinin temsilcilerinin ülkede konuşturulmaması çeşitli yöntemlerle gittikleri yerlerde itibarsızlaştırılmaya çalışılması buna en iyi örnektir.

Sanmaktadırlar ki biz bu yaptırımlarla kendimizi ezik ve güvensiz hissederiz. Bu sefer bu iş bu kadar kolay değildir.

Şuna inanıyoruz ki Türk milleti artık kendi üzerine kurulan oyunun farkına varmıştır. Bunu bozmak için vazgeçilmez bir yemin etmiş yola çıkmıştır. Biz yurt içinde bu durumda iken yıllardır Avrupa’da yaşayan bugün sayıları yaklaşık 4 milyonu bulan gurbetçi Türklerde bu durumun farkındadır.

Çeşitli istihbarat oyunları ile gurbetçi vatandaşlarımızı bir sürü tarikat, cemaat, dernek, örgüte bölüp onları bizden ve birbirinden koparmaya çalışan haçlı zihniyeti bu durumdan rahatsızdır. O yüzden bu engellemeleri yapmaktadır.

Bu tespitler sonrası Avrupa’da ki Türk sivil toplum hareketlerinin en kuvvetlisinin Lideri olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yapmış olduğu açıklama çok önemlidir.

“Cumhurbaşkanı, 4 milyon Türk’ün yaşadığı Avrupa’yla ilgili olarak ‘Ben istersem gelirim. Kapıdan sokmadığınız zaman da dünyayı ayağa kaldırırım’ demiştir. Sayın Cumhurbaşkanı eğer Avrupa’ya gitme kararındaysa yalnız değildir. MHP Genel Başkanı olarak ben de kendisiyle birlikte Avrupa’ya gelirim. Türk dünyasının önemli bir parçasını oluşturan Avrupa’da yeni bir “Türk Ruhu” nu ortaya koymak üzere Sayın Cumhurbaşkanı ile birlikteyim.”

Bu açıklama Viyana’yı III. Kez kuşatmaktır.

Üstelik 4 Milyonluk bir ordu ile bu sefer hem önünden, hem içinden hem de gerisinden..

Bu Türk Ruhu ortaya koyulur bu hak yoldan dönülmez ise seferi bilmem gerekir mi ama zafer yakındır.

Yapmamız gereken bir tespitte şudur ki, birçok insanın umudu olduğu halde Türk milleti bu seferde tek başınadır.

Öyleyse siz hepiniz biz Türkler!

Ya Allah bismillah Allahuekber!

Kalın sağlıcakla.