İdeoloji; dünyayı belli bir biçimde sunan, yorumlayan, değerlendiren, simgesel yüklü inanış ve anlatım örgüleridir; belli eylem tarzını biçimlendirecek, diğerlerini ise uygunsuz kılacak şekilde tasarlanmışlardır.
İdeoloji, karakteri gereği sınıf veya küme çıkarlarını savunduğu halde, bunları evrensel gerçekler olarak sunduğu için ve bu şekilde gerçeğin tümünü yansıtmadığı için doğrudan bir sapmadır ve aldatıcıdır. (Ergil, 1983: 15).

Genel olarak siyasi ya da toplumsal bir öğreti meydana getiren ve siyasi ve toplumsal eylemi yönlendiren düşünce, inanç ve görüşler sistemi; bir topluma, bir döneme ya da toplumsal bir sınıfa özgü inançlar bütünüdür. Bir toplumsal durumu yan­sıtan düşünceler dizgesi; İnsanların kendi varoluş koşulları ve ilişkilerinden doğan yaşam tarzlarıyla ilgili tasarımların tümüdür.

Ülkücüler Türk İslam ülküsüne ve Turan ideolojisine sahiptirler. Bu ideolojilerin besin kaynakları, Kur'an-ı Kerim ,Resulullah (sav)sünneti, Türk tarihi ve Türk milletinin kültürüdür. Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in Dokuz Işık doktrinini ise bu fikirlerin siyasi ve ideolojik yapılanmasıdır.

Bizler ülkü ocaklarında bu ülkü ve ideolojiler ile yetiştik ve bizden sonraki gençleri yetiştirmeye çalıştık. Ülkü ocaklılar fikrin ve ideolojinin yaşanması ve yaşatılması için tüm dünyalık menfaattarı yok sayarak davaya ve teşkilatlara hizmet etmeye çalıştık.

Ülkü ocaklarında dava, şuur, tavır, duruş ve de şahsiyetçi lik öğretilir. Ülke ,millet, devlet ve dini değerler için kendinden vaz geçmeyi öğreniriz.

Söz konusu vatansa hep ön saflarda ülkücü, milliyetçi tavır sahibi insanlar olmuştur,olacaktır.

Bu davaya gönül vermiş milyonlar hep fedakarlık yapmış ve bu fedakarlığın karşılığını ise sadece  Rablerinden beklemişlerdir.

44’ler de ,60’da, 80’de ve günümüzde devlet ve millet bekası için çile ,işkence, tabutluklar ,şehadet hep ülkücülere düşmüştür.

Ne aferin ummuş nede karşılık beklemişlerdir.

Ülkücüler bu mücadele içindeyken devlet erkini elinde bulunduranlar zevki sefa içinde zenginliklerine zenginlik katmıştır.

Devletin şefkatli kucağı başkalarına ,şamarı ise hep ülkücülere olmuştur.

Devletten gelene de hep Eyvallah denilmiştir, denilmeye devam edecektir.

Şimdi bu kutlu yolun yolcuları farklı tavır ve farklı refleksler ortaya koymaktadır. Farklı düşünenler azımsanacak kadar az değildir. Burada kimse kimseye ülkücülük adı altında paye veya rol biçmeye kalkmamalıdır.

Eğer taraf olacaksanız yada bir tarafı eleştirecekseniz ideoloji çizgisinde, binlerce yıllık tarih ve kültür çerçevesinde değerlendirmeler yapmalısınız.

İsimlerden hareketle sadakat yada sadakatsizlik eleştirileri doğru değildir.

Ülkü ve ilkeler prensibi ile aklı selim değerlendirmeler yapmalıyız.

Çok ciddi bir yol ayrımına gelinmiştir. Ülkücü tavır nasıl tecelli etmeli fikri ve doktrin el çerçeveden ele alınmalıdır.

Maaşlı ve mevki sahibi olanlar ideoloji ve doktrine göre hareket etmek zorundadırlar. Onların gücü koltuk ,mevki gücüdür. O koltuk ve gücü onlara taban ve ocaklılar vermiştir. Kimden güç alıp kime hizmet etmek zorunda olduklarını unutmamalıdırlar.

Son söz bizler yeniden ocaklara gidip çay eşliğinde fikri sorun ve açmazlarımızı tartışmalıyız.

Mutlaka Ergenekon’dan çıkış gibi yeni bir çıkış bulup tek vücut, ayrışmadan ve birbirimizi karalamadan yüce dileğe doğru yola çıkmalıyız.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Selam saygı dua ile