ozlemdundr @ gmail.com

Daha önce hiç denemediğim, korkularım yüzünden yanından bile geçemediğim bir aktivite ile karşınızdayım.

Bu yaşa kadar birçok kez buz patenine gitmek isteyip bir türlü cesaret edemeyenler kervanındayken, cesaretimi toplayıp o patenleri ayağıma geçirdim ve buzun keyfini doyasıya çıkardım.

Bugüne kadar buz pateninden kaçardım fakat asıl kaçmam gereken şeyin korkum olduğunu anladım.

Eski milli sporcu Eray Atalı ile röportaj yapmak için yolum Olimpik Buz Pisti’ne düştü. Bu sayede antrenmanları da izleme fırsatı buldum. Oradaki sporcuların buzun üstünde özgürce hareket ettiklerine bire bir şahit olunca daha da etkilendim.

‘Neden ben de yapamayayım ki?’ diye kendimi sorgulamaya başladım.

Hayatın beni kaçtığım şeylerle karşılaştırma gibi muazzam bir düzeni var. Ve bu düzene hayran olmamak imkansız.

Buza ilk adım attığım anda içimde bayram sevinci yaşayan bir çocuk belirdi. O çocuğun heyecanını anlatmam oldukça güç. Ama daha önce buza adım atmamış, korkan, çekinen kişiler o heyecanı yaşamak için en yakın buz pistine gidebilir…  Adımlarım hızlandıkça, cesaretimi topladıkça sanki çok büyük bir şeyi başarıyormuş gibi hissediyordum. Bir ara muhabir arkadaşıma dönüp “Ben bu işi beceriyorum ya!” diye bağırdığımı hatırlıyorum. Tabii siz bu davranışımı içimdeki çocuğa vermelisiniz. Unutmayın; hepimizin içinde bir çocuk var ve onu canlı tutmalıyız. Hayat zaten yeterince zorken olgunluğumuzla, yaşımızla, mesleğimizle daha da zorlaştırmamalıyız. İçimizdeki çocuğa sahip çıkamazsak kim olduğumuzun da bir önemi olmaz. 

İnanın buz pateninde korkulacak hiçbir şey yok. Sporcuların o buzun üstünde uçuyormuşçasına kaydıklarını görünce sizde korkunuzun yersiz olduğunu anlıyorsunuz. Aranızda benim gibi daha önce buza adım atmamış insanlar olduğuna eminim. Kendinize güvenin ve konsantre olun. Sonrasında da yapacağınız şeyi hayal edin. Unutmayın; hayal etmediğimiz hiçbir şeye ulaşamayız. 

Tabii burada sevgili Eray hocanın da yardımını unutmamalıyım. Buz konusunda bana verdiği bilgiler de işimi son derece kolaylaştırdı. ‘Düşersem fiyakayı çizdiririm, rezil olurum’ diye düşünen Özlem orada sayısız kere düştü. Ve her düşüşünde güldü, mutlu oldu, çocuk oldu…Tabii ben bu düşüşleri kendi beceriksizliğime değil, olağanüstü bir şeymiş gibi buzun kayganlığına verdim.  Ama düşme teknikleriyle de sakatlanmaktan kurtuldum. İşimin temposuna ve hayatın koşturmasına mola vermek için kendime yaptığım en güzel kaçamak bu oldu. Şunu bilmelisiniz ki düşmemek için son derece konsantre olduğunuzda aklınıza başka bir şey gelmiyor ve müthiş bir terapi oluyor. Buzdan çıktığınızda ise dinlenmiş, arınmış oluyorsunuz. Dinlenmekten kastım fiziksel değil; onda tamamen pert oluyorsunuz. ‘Düşe kalka büyürsün’ sözü mutasyona uğrayarak burada düşe kalka öğrenirsin oluyor. Zihnin tamamen boşalmış oluyor…

Bu yazıyı okuyan güzel arkadaşım; korkularının üzerine git belki de güzel şeylere adım atacaksın. Bunu bilemezsin. ‘Buz pateniyle bunun ne alakası var?’ diyeceksin biliyorum.

Ama unutmamalısın ki küçük şeyleri başaramazsan, büyük zorlukları aşmak için de cesaret edemezsin.