Hırs kelimesinin sözlük anlamı “Bir şeyi elde etmek için duyulan önüne geçilmez derecede kuvvetli istektir”

Feragat ise “ Hakkından isteyerek vazgeçmek” veya kendisine tanınan haklardan vazgeçmek olarak geçer.

Bu duygular insani özelliklerdir. Hırs insanı başarıya götüren bir motor gibidir. Tabii dozunda olursa. Fakat insanların çoğunda hırsın haddinden fazla boyutlarda olduğu, istisnalar dışında görülüyor. Tabi buda toplumlara zarar veriyor.

Bu insani özellikler yanında bir de empati duygusu vardır. Empati deyince aklıma geldi. Yıllar önce Fakülte de öğrenci iken, bir dönem İslam kültürü dersine gelen Dünyanın bir çok Üniversitesinde kürsüsü olan, Dünya çapında bir İslam alimi Hindistanlı Prof. Muhammet Hamidullah hiç unutmuyorum bir derste şöyle demişti. “Bütün Dinlerin birleştiği bir ortak ilke vardır. Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkalarına yapmamak” işte buda empatidir. Bu da bir insani davranıştır. Ama ne yazık ki Dünyada en az kullanılan davranışlardandır.

Bahsettiğimiz hırsın yoğun yaşandığı bariz örneklerden biri, Mal, mülk, lüks hırsıdır. Bu hırsında en önemlilerinden birini miras konusunda görüyoruz. Şöyle ki, ebeveynlerden kalan miras paylaşımında çeşitli anlaşmazlıklar, aslan payını almak için çeşitli oyunlar, birbirlerinin hakkını yemek için kendilerine haklı çıkacak çeşitli tezler, görüşler üretmeler. Bunların sonunda da kardeşler, akrabalar arasında dargınlıklar, netice olarak dargın kardeşler, yeğenler, amcalar, teyzeler ve halalar.

Bir tarihte 85 yaşında bir emekli Avukatın şöyle bir demecini okumuştum. “Avukatlık hayatımda gördüğüm en fazla davalılar, birbirlerini en fazla sevenler ve en yakınlar arasında oluyor”

Ben şuna inanıyorum ki bir toplumda hırs ne kadar az, empati ve feragat duygusu ne kadar çok ise o toplum o kadar mutlu ve huzurludur.

Mal, Mülk hırsı yanında bir de tarihler boyunca kardeşini hatta oğlunu, yeğenlerini, küçücük çocukları bir taht uğruna öldürülen krallar, hükümdarlar. Ne yazık ki tarihler böyle cinayetlerle doludur.

Şimdi birde bu kadar çirkinlikler arasında Türk tarihinden harika bir feragat örneğini fazla detaya girmeden sunmak istiyorum.

Büyük Selçuklu Devletinin kurucusu Selçuk bey 100 yaşından fazla yaşamıştır. Selçuk bey sağlığında oğlu Mikail vefat etmiştir. Mikail’in Çağrı ve Tuğrul isimli iki oğlu vardı. Dedeleri Selçuk bey bu iki torununu çok iyi yetiştirdi. Çağrı bey kardeşi Tuğrul’dan 5 yaş büyüktü. Tabii gün geldi Selçuk bey vefat etti. Doğal olarak büyük kardeş Çağrı beyin sultan olması gerekiyordu. Fakat Çağrı bey kendinden 5 yaş küçük olan kardeşine şöyle dedi. “ Sen Sultan ol, ben Subaşı (Ordu komutanı, Vali) olayım” Tabii ki bu büyük bir feragat örneği idi. Uğruna kıyametler kopan tahttan böylece kendi isteği ile feragat ediyordu. Bu iki kardeş ülkeyi çok güzel yönettiler.

Çağrı bey Subaşı olarak emrinde ki birkaç bin kişilik kuvvetlerle Doğu Anadolu’ya keşif akınları yapmaya başladı. Burada amaç ileride yurt tutmayı düşündüğü Anadolu’nun Türklerin yaşayışlarına, kültürlerine uygun olup olmadığını anlamaktı. Görüldü ki, Dağları, Ovaları, Akarsuları ve geniş otlakları ile Anadolu Türklerinin yaşayışlarına çok uygundu. Türklerin ana geçim kaynakları hayvancılık, özellikle küçükbaş hayvancılık idi.

Gelelim ana konuya Tuğrul beyde vefat etti. Bizde kaderin cilvesi diye bir söz vardır. Sanki Mevlana’nın bir hikmeti Tuğrul beyin çocuğu olmamıştı. Bu büyük feragat örneğini gösteren Çağrı beyin oğlu Alparslan Büyük Selçuklu Sultanı oldu. Babası feragat etti, oğlu sultan oldu. Sanki Yüce Mevla onu mükafatlandırmıştı.

Sultan Alparslan’da bir tarihçeye göre kendinden kat, kat üstün Bizans ordusunu 1071 Malazgirt savaşında ağır bir yenilgiye uğratarak Anadolu’nun kapılarını Türklere açmış ve Türk tarihindeki mümtaz yerini almış oldu.