Geçtiğimiz günlerde güzel ülkemin kaç tane lezyonlaşmış rutini vardır?  Sorusuna karşılık, ilk üçe aday gösterilebilecek gündem konularından biri olan İmam Hatipliler mevzusu, cübbeli Ahmet Hoca lâkabıyla hepimizin yakından tanıdığı Ahmet Mahmut Ünlü'nün bir televizyon programında "Çocuklarınızı İmam Hatiplere göndermeyin, düz liselere gönderin, daha az hasarla çıkarlar” sözleri ile yeniden ülke gündemine taşınmış oldu.

Ve böylelikle, ilk vaazını on yaşında verdiğini söyleyen ortaokul mezunu medyatik vaiz Cübbeli Ahmet Hoca'da, sonunda eğitim kurumlarının işleyiş biçimini yönlendirme ve tayin etme görevini üstlenmiş oldu.

Tabi hal böyle olunca da yıllardır sürdürdüğü misyonuna tamamen tezat düşen ifadeleriyle, sol kesimde şaşkınlıkla karışık memnuniyet uyandıran Cübbeli Hoca, Erol Mütercimler olayının yankıları henüz hafızalardaki tazeliğini korurken, gelen bu yeni ve gereksiz çıkışıyla, üç beş ayda bir kaşınmazsa olmaz konuyu, yeni bir boyuta daha taşımış oldu.

Mütercimler'in "İmam Hatiplilerden özür dile" sloganlarıyla, mecburi geri çark etmek zorunda kaldığı çirkin ifadeleriyle hakaret boyutunu epey zorladığı talihsiz cümlelerini ve tabi sonrasında "İfadelerim bağlamından koparılmıştır." şeklindeki savunmasıyla olayı yumuşak bir zemine taşıma gayretini de, hatırlayanlarınız olacaktır muhakkak.

Bugün örneklerini epeyce çoğaltabileceğimiz İmam Hatipliler mevzusuna geniş açıdan baktığımızda, ne yazık ki sonu gelmeyen bu ötekileştirme, aşağılama ve hatta yok sayma eğiliminin, tarihsel sürecin bir yansıması olarak geçmişten günümüze tazeliğini halen korumakta olduğunu görebiliyorsunuz.

1924'te Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla kontrol altına alınan demiyorum! Yok edilen ve 27 yıl devam eden sancılı sürecin mağdurları, ideolojik kaygı ve saplantıların ve hatta paranoyaların en değerli besin kaynağı İmam Hatip Liseleri, dönemin iktidarı Demokrat Parti’nin(DP) Türkçe ezan uygulamasına son verdiği 1951 yılında, yedi ilde İmam Hatip Liselerinin de tekrar açılmasına karar vermesiyle ancak son bulabilmişti.

Şimdi ise kişi hak ve hürriyetinin dibine kadar yaşandığı günümüz koşullarında, geçmiş alışkanlıkları bir kenara bırakma zamanıdır. Artık içimizde o diri tuttuğumuz Avrupalı olmazsak, Avrupalı gibi düşünmezsek ezgin ve gelişmemiş bir ülke ve toplum oluruz zannetme kompleksinden bir an evvel sıyrılma ve gerçek demokrasinin kişilerin tercihine müdahale etmemek olduğunu öğrenme zamanıdır, diyorum.

*  *  *  *

Şundan emin olunuz ki, hiçbir İmam Hatipli kız öğrenci, günün birinde iyi bir ev hanımı olma idealiyle bu okullara gitmedi, gitmiyor, gitmeyecek de… Tıpkı bu okullara giden her erkek çocuğumuzun, sadece imam olma hayaliyle bu kurumu tercih etmediği gibi. Bu çocuklarımızın tek farkları; çağın gerektirdiği bilgi, eğitim ve öğretimin yanı sıra, İslamiyet’i ve İslamî değerleri, Kuran-ı Kerim ve kadim eserlerden öğrenebilecekleri bir eğitim modelini tercih ediyor olmaları.

Üstelik, MEB Müfredatını uygulayan İmam Hatip Liseleri'nde, diğer fizik, matematik, yabancı dil gibi vs. derslerin yanında, bu çocuklar ilave olarak aldıkları derslerle pek çok okuldan daha fazla eğitim alıyorlar.

Günümüzde, bu okulların ilgili kanunlarda yapılan iyileştirmelerle hem mesleğe hem yükseköğrenime öğrenci hazırlayan kurumlara dönüşmeleri sonrasında, bir kesimin bilinçaltında zuhur eden asıl şey; buralardan mezun olanların ölü yıkayıcılığı sıfatından sıyrılıyor olmasıymış gibi dursa da asıl mevzu:  

Türkiye Cumhuriyeti'nin başında bir İmam Hatipli yönetici olduğu gerçeğidir. Bu, birilerine göre acı olan gerçek ile yüzleşemeyen, aman yeter ki gitsin de ne olursa olsuncu, bu sebepten memleketi Öcalan'a dahi teslim etmeye razı olmuş güruhun korkularını daha da tetikleyen bir durum. Bundan böyle tepeden bakma eğilimlerine tezat düşecek şekilde avukat, doktor, pilot vs. tüm prestijli meslek gruplarında, bu okullardan gelenlerin de yer alabiliyor olması, bir kesimin hayal âlemlerinde artık hayat bulmak zorunda.

Şaşıracaksınız ama, 90'lı yıllarda, başarılı olanların iki buçuk yılda eğitimini tamamlama imkânı bulduğu kredili sistemin ilk düz lise mezunlarından biri olarak şimdi birilerine diyorum ki; “Bir yerde çalışma ve gayret varsa başarı da muhakkak ona eşlik edecektir." Ve başarılı olan bir öğrenci, hangi kurumunda eğitim alırsa alsın günün birinde yıldızlaşarak muhakkak karşınıza çıkacaktır. O halde korkunun ecele faydası yoksa, artık bir şeyleri kabul ediniz. Vakit, Türkiye’nin eski Türkiye olmadığı gerçeğiyle yüzleşme vaktidir. Haa illa ki görmezden gelme halini devam ettirecekseniz de, size üzücü haberlerim var… Geliyorlar!!!

Hem de önyargıları yıka yıka geliyorlar!

Kehanet senaryolarına geçit vermeden geliyorlar!

Sanattan edebiyata… Bilimden felsefeye…  

Spordan müziğe, sosyal ve akademik tüm alanlarda başarılarıyla geliyorlar!! Korkulan gibi nefret ve kin tohumlarıyla değil aşkla, sevgiyle insan ve memleket sevdalarıyla geliyorlar üstelik.

Şimdi, hazmedemeyenlere bir soda lütfen(!) diyeceğim, ancak olmayacak. Çünkü, vereceğim ikinci kötü haber de, sodanın gaz giderici etkisinin ne yazık ki bulunmadığı gerçeğidir.