Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Tarihin bulutları üzerimizde karardı.

Arada bir yağmur yağıyor fırtına sanki çok yakın.

Rüzgârın nereden estiği belli değil, üstelik artık herkes tarafından soğuk olduğu hissediliyor.

Aksini söyleyenlere bakmayın onlar dünya malıyla sarmışlar etraflarını içlerine bir şey işlemiyor.

 

Çok değil bir insan ömrü kadar geriye gittiğimizde ülkemizde ki durum aynen şu;

“7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale Boğazı'ndan geçti ve İstanbul'a ulaştı. 13 Kasım 1918'de müttefiklerin 55 parçalık gemilerinden İstanbul'a 3500 asker çıkarıldı. İngiliz Albayı Muerpi İstanbul'a geldi. İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, bu güçleri takip etti. 465 yıllık başkente ilk kez yabancılar askeriyle giriyor, millet esaretle tanışıyordu.”

 

Bir insan ömrü öncesinde ki işgalciler, şuan ülkemizi fiilen ve psikolojik olarak çembere almış durumdalar. Bu sefer önce içeriden bir gedik açıp sonra 1918’de kaldıkları yerden devam etme planındalar. Çok şükür Turan ordusunun yiğit savaşçıları Güneydoğuda topla, tüfekle, imanla, yürekle vermiş oldukları mücadele sonucu buna adeta çelikten bir duvar ördüler.

Acıktılar yemediler, esnediler uyumadılar, vuruldular ama ölmediler. İşin büyük çoğunluğunu temizlediler.

 

Bu kara bulutları nasıl dağıtırız diye düşünüp kendimize dönmenin ilk ve en önemli adım olduğunu bilerek elimize atalarımızdan yadigâr bir kitap alıyoruz “Divan-ü Lügat’ üt Türk”.

Kitap İslamiyet’ten sonraki Türk milliyetçiliğinin ilk büyük siması olan atamız Kaşgarlı Muhammed oğlu Hüseyin, Hüseyin oğlu Mahmud tarafından yazılmış. 1072-1074 yılları arası..

 

Yusuf Has Hacip ’in harika eseri Kutadgu Bilig ile aynı döneme denk gelen eser Yusuf Has Hacip ‘in yaptığı gibi Karahanlı Hükümdarına değil, Bağdat’ta İslam halifesine sunulmuştur.

Burada ki ayrıntı, kitabın içeriğine girdikçe anlaşılmaktadır.

 

Türk milleti İslam öncesi “güneş tuğ ol, gök kurıkan” (güneş bayrağımız gökyüzü çadırımız olsun) şeklinde Oğuz Kağan destanında ifade edilen cihan hâkimi olma mefkûresini, Allah yolunda cihad etme ve âleme nizam verme davasıyla örtüştürmüştü. Sonrasında ortaya çıkana baktığımızda etten, kemikten, kılıçtan, kalkandan, zırhtan ve iman dolu göğüslerden oluşan at sırtında bir ordu oluştuğunu görüyoruz. Bu kutsal orduyu Kaşgarlı kitabında Allah’ın ordusu olarak nitelendiriyor ve bu ordunun dilinin sahip olduğu yapıyı ve güzellikleri anlatarak, Türkçemizin ilk dil bilimi kitabını ortaya koyuyor. Kaşgarlı Türk dilinin öğrenilmesi gerektiği konularda da Peygamber efendimiz (s.a.v)’in bazı sözlerine yer veriyor.

 

Aynı kitapta ilgimi başka bir nokta çekiyor aslında gelmek istediğim yer tam burası;  

“Hakanlar toplumu adalet ve doğrulukla idare ederlerdi. Hatta bu durum Karahanlılarda o kadar ileri idi ki, hakan olanın elinden bütün şahsi malları alınırdı. Böylece hakanın şahsi menfaat peşinde koşmaması kendini tamimiyle devlet ve millet hizmetine vermesi sağlanırdı.”

 

İslam öncesi uygulanan Kağanlık Sisteminin daha da ilahi bir ruha bürünmüş hali olan bu sistem için biri çıksa dese ki ben işte tam böyle bir Hakanlık sistemi istiyorum yürekten desteklerim.

Nitekim böyle bir sistem hiçbir maddi, siyasi, iktisadi menfaat sahiplerinin işine gelmeyecek dolayısıyla uygulamaya koymak hayli zor olacaktır.

 

Öyleyse mevcut parlamenter sistemde biz Türk İslam ülkücülerinin iktidarı yakalayıp hak uğruna hiçbir karşılık beklemeden nasıl hizmet edilir ve o güzel ülke nasıl kurulur göstermemiz gereklidir.

Allah yolumuzu açık etsin.

Kalın sağlıcakla