Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Tarih 21 Mart 2015 yer Diyarbakır.
Yaklaşık 6 yıldır sürdürülen bir tiyatro dizisi, final gösterisiyle sahnede.
Yerli, yabancı yedi yüzü aşkın basın kuruluşu, bu anı kaydetmek için bütün hazırlıklarını yapmış bekliyor.

Şirin Payzın, olay yerinden an ve an gelişmeleri ağzı köpüre köpüre bildiriyor.

Biraz sonra; yüzünü şeytan görsün diyeceğiniz bir ifade sahibi, gemilerini kan ve gözyaşı selinin üzerinde zevkle yürüten, dümen sahiplerinin eline tutuşturduğu mektubu okumaya başlıyor.

Mektup, ilk defa 31 Mart 1972 yılında Kızıldere Olayı ile ilgili, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde bildiri dağıtırken tutuklanan katil başı Abdullah Öcalan tarafından kaleme alınmış.

Kızıldere demişken; bugün nasıl bir araya geldiklerine şaştıklarımızın yedi göbekten bağlantılarını ortaya çıkarabilmek için mevzuyu biraz açalım:

Aşırı sol bir örgüte üye olan Mahir Çayan ve arkadaşları, 26 Mart 1972'de Ordu Ünye’de, NATO'ya ait radar istasyonunda çalışan iki Kanadalı ve bir Britanyalı teknisyeni kaçırırlar. Amaçları yine kendileri gibi örgüt üyesi Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın serbest bırakılmasını sağlamak.

Güvenlik güçlerinden kaçan örgüt üyeleri, Tokat’ın Kızıldere köyünde kıstırılır. Teslim ol çağrılarına ateşle karşılık verirler. Yaşanan çatışmada on kişi ölürken bir kişi kurtulur.

Kim dersiniz?

Ertuğrul Kürkçü; Diyarbakır meydanında kurulan sahnede mektubu okuyanlar gibi HDP eş başkanlarından…

Dönelim Diyarbakır’a…
Mektubu önce HDP eş başkanı Pervin Buldan Kürtçe ve ardından diğer eş başkan Sırrı Süreyya Önder Türkçe okuyor. Katil başı “40 yıllık acılarla dolu bir mücadele” ifadeleriyle kanına girdikleri on binlerce masumu mezarda ters döndürecek şekilde, meydandakilere sesleniyor.

Ardından “90 yıllık Cumhuriyet tarihinin çatışmalarla dolu geçmişi aşıp, gerçek barış ve evrensel demokrasi kriterleriyle örülmüş bir geleceğe yürüyoruz” diyerek gelmişimizi, geçmişimizi, geleceğimizi bir çuvala koyup uçurumdan aşağıya atmaya çalışıyor.

Neyse ki uçurumun kenarında biri var.
Sanırsın gönderdi Hızır!
Ateşten,
Kalleşten,
Mızrakla, gürzden,
Dabbetülarz'dan,
Deccal’dan, yedi düvelden,
Korku nedir bilmeyen,
Muhteşem belaya nazır…

Ve sesleniyor çekinmeden korkmadan memleketin kalbi Ankara’dan:
“Biliniz ki, Türkiye’nin geleceğini ateşe atmaya yeltenen bölücü hainler, yaktıkları bu ateşin içinde yanıp kül olacaklardır.”
O gün bölücü başının mektubu okunurken uçurumun kenarından korkusuzca seslenen bu sesin sahibi Devlet Bahçeli’dir. Ana haber bülteninde bölücülerin meydan gösterisini yüreğim dağlanır şekilde seyrederken, onun bu sözleri sonrasında göz yaşlarımı tutamadığımı hiç unutamıyorum…

Biz ülkücüler bu duruştayken, başbakan olan Ahmet Davutoğlu ise, PKK’nın hendek kazıp işgal hazırlıkları yaptığı gün gibi ortada olmasına rağmen “silahları toprağa gömelim, barış ve kardeşlik türküleri söyleyelim” açıklamaları eşliğinde türkü şöleni düzenleyip, milleti uyutmayı tercih etmiştir.

Tıpkı 15 Mayıs 1919 tarihinde yapılan işgal öncesi haberi almış olmasına rağmen, memleketin lehine kılını kıpırdatmayan İzmir valisi gibi hareket etmiştir.

Şimdi bu beyzade kalkmış; MHP lideri Devlet Bahçeli’ye sen Türk dünyası için ne yaptın diye bir soru sormuştur.

MHP liderinin, Turan coğrafyasının bahar bayramı olarak bilinen 21 Mart Nevruz gününde, ülkemiz bir ucundan parçalanmaya çalışılırken, Türkiye’nin kalbi Ankara’da bozkurtlarıyla beraber yaptığı tarihi kurultay, Davutoğlu’na verilecek cevap için yeterlidir.

MHP Lideri o gün bölücülerin karşısına tek başına çıkarak:
“Dün bu ihaneti milli mücadele durdurmuştu. Bugün ise Milliyetçi Hareket önünü kesmeye yeminlidir. Tarihin hiçbir devrinde, Türk milleti haram yiyen boğazlardan geçmemiş, bundan sonra da geçmeyecek, yutulamayacaktır” diyerek o gün bizlere adeta asra bedel bir gün yaşatmıştır.

Sonrasında bu sözlerin gereğini yaparak, memleketimizi uçurumun kenarından kurtarmıştır.

Bugün PKK dağda bitmiştir. Şehirde bitmek üzeredir. Meclisten de yakında temizlenecektir.

Bundan sonrası için;
Mahir Çayan’ın CHP’si,
PKK’nın HDP’si,
Ata toprağını bırakıp kaçan Ahmet Davutoğlu’nun GP’si,
Demirtaş’ın salınmasını destekleyip, cari açık kadar memleketin parçalanmasını dert etmeyen Babacan’ın DEVA’sı,
Kahvaltı programları için müebbete kadar hasretle bekleyecek Akşener’in İP’si
Ümmetçilik yapayım derken bölücülerle bir araya gelen Karamollaoğlu’nun SP’si nerede nasıl bir araya gelirlerse gelsinler bu asır başka olacaktır!