Yeryüzünde toplumların önemli bir kısmı Ataerkil düzene geçmeden önce Anaerkil bir yapıya sahipti. Bunun yansımasını o toplumların inanç ürünlerinde görüyoruz

Çatalhöyük’te bulunmuş oturan kadın heykeli, MÖ 6 Bin. Neolitik dönemde patriarkal düzen yaygınlaşmadan önce yaygın olarak Ana Tanrıça’ya tapıldığını görüyoruz.

Ekonomi, töre, üretim araçları ve aile düzeni gibi toplumsal cinsiyetçiliği dayatan kavramların Ataerkil düzenin gelişmesi ile bağlantılı olduğu düşünülüyor.

Zaman içinde toplumlarda erkek egemenliği öyle bir noktaya geliyor ki bugün birçoğumuz toplumlarımızın bir zamanlar kadınlar tarafından yönetildiğinden bihaberiz. Bu konuya eğildiğimde en dikkat çekici bulduğum nokta ise büzülen bir kadın figürü gördüklerimiz zaman içinde olumlu yahut olumsuz olarak yansıyıp ufak nüanslarla değişip üzerine eklenerek sosyokültürel yapımızla harmanlanıp önümüze sunulmaya devam edilmeye devam edecek. Kadınlar çoğunlukla büyük şehirlerde etken ve imkanlar dahilinde kendisini özgür ifade edebilme imkanı verilirken

Küçük yerlerde özellikle köylerde aşağılanan sanki tek görevi evi geçindirip bahçeye hayvanlara bakmak sanılan hayatı sadece evden ibaret olup hiçbir açıdan kendisini kanıtlamaya izin verilmeyen söz hakkı bile kısıtlı olan eşlerine karşı daha susan çok daha susan çok çalışkan olmalarına rağmen her zaman ikinci planda olan evin ütüsü, yemeği, temizliği her şeyden sorumlu tutulan bir figür hâline kendisini getiriyor getittiriliyor. Elalem ne der buyruğu altında ezilen. Zaman ilerledikçe imkânlar değişen düşünceler değişirken aynı yerde bırakılmaya zorlanan kadınlar güzel ve aslında güçlü kadınlar. Sizin için belki çirkin kadınlar ama çok çirkin kadınlar o kadar çirkinler elleri toprak olan kadınlar toprak gibi kokan kadınlar emek gibi kadınlar.

 

Kadınların çoğu mental ve eylemler anlamında erkekler ile eşit ve özgür bırakılmıyor.

Bir erkek çocuk ile bir kız çocuğu eşit büyütülmüyor. Bu da toplumumuzda çoğu pisliğin erkek cinsiyetinin başının altından çıkmasını  sağlıyor çünkü  kendisini güçlü  zannediyor küçüklükten beri olan sınırlandırılmamalar ve en güçlü  vurgusu  altında  empoze ediliyor  özgür bir algı da büyütülüyor. Bu tür örnekleri sıralayabilirim

Büyük şehirler ve köyler arasında elbet vizyonsal farklılıklar olması aşikârdir fakat bu kadar uçurumun olması tamamen yetersizlik zamana göre bir o kadar trajikomiktir.

Köylere ve küçük yerlere daha fazla sosyal imkanlar ve bilgilendirilmeler sağlanırsa insanlar daha fazla bilinçlenecek ve insanların düşüncelerine sığınmayacaklar

Kahvehaneler, kadınların altın günleri

Gibi vakit öldürücü ve sığ yerler ve eylemler acilen yok edilmeli. Köylere ve küçük yerlere kütüphaneler, bilgilendirici zorunlu seminerlerle halkı eğitilmesine öncülük edilmelidir.

Eğitimsiz bırakılmamalıdırlar. Eğitim olduğu takdirde kadınların kendisine olan güveni ve erkeğin kadınlar için dar düşünceleri bir kenara konulabilir daha ferah ve pak bakılabilir.

Ve kadınlar görünmez olmaktan kurtulabilir.

Ne kadar ataerkil gibi gözükse bile toplumlar aslında hâlâ daha anaerkil bir toplum olduğumuzu görmek için çokta uzağa bakmamıza gerek duyulmamalıdır.