Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Günümüz geçmiyor ki daha büyük bir acı ile karşılaşmayalım.

Bir haftamız geride kalmıyor ki yüreğimizin şişme eğrisi bir kat daha artmasın.

Bir ay tamamlamadık ki son bir kaç yıldır, üç kuruş helal kazancımızı boğazımız düğümlenmeden yiyelim.

Neden?

Gelin birlikte bakalım.

7 Haziran seçimlerinden sonra istikrar ve huzur adına talep edilerek alınan oyların oluşturduğu oranlar maalesef yetmemiş, ülkemiz vaat edilen noktalardan çok uzaklara adeta bir kaosa ortamına doğru sürüklendiği hepimiz tarafından tecrübe ile görülmüştür.  

7 Haziran seçimlerinden önce sosyal medyada paylaştığım bir tespiti burada tekrar size aktarmak istiyorum.

"İstikrar, devleti hep aynı kişi veya partinin yönetmesi değildir. İstikrar yasama, yürütme, yargı sistemlerinin kimseyi ayırt etmeden herkese eşit ve hakkını yemeyecek şekilde hizmet eden bir düzen olmasıdır, sosyal ve ekonomik yönden herkesin sarf ettiği alın terinin, karşılığını alabilmesidir. İstikrar milli manevi, kültürel ve ilmi konularda milletin bir ve bütün bir şekilde hareket etmesidir. Mevcut durum böyle değildir öyleyse istikrar yoktur."

İşte alınan yüksek seçim oranlarına rağmen yaşadığımız bu istikrarsız günlerin, haftaların, ayların ve yılların ardından başımıza gelen 15 Temmuz akşamı, istikrarı sağlayacak devlet kurumlarının kırk yıl önceden başlayan bir süreç içerisinde, bir takım uluslararası sömürgeci zihniyetlere "hizmet" eden maşalara teslim edilmiş olduğunu çok acı şekilde ortaya koydu.

Sonrasında oluşan milli birlik ve beraberlik tablosu bize gösterdi ki, kim ne plan yaparsa yapsın, kim hangi hatalı kararları almış,  yönetimi uygulamış olursa olsun, kim şahsi emellerini başka milletlerin çıkarları ile örtüştürerek devletimize kast ederse etsin Türk milleti OYUNU BOZACAK ferasete sahiptir.

Millet bu celadet örneğini gösterdikten sonra, devletimiz ve hükümetimiz tüm güçleri ile topyekun mücadele vermeye başladı. Askeriye, emniyet, yargı, iş dünyası ve siyaset dünyasında çok ciddi operasyonlar yapıldığını hep birlikte takip ediyoruz.

Fakat bir eksiklik var biz halk olarak hala tedirginiz.

Her gün bombalar patlıyor insanlarımız ölüyor biz elimiz kolumuz bağlı şekilde oturuyoruz. İçimizi yiyor, gidip bir yerlerde bağıralım çağıralım, duvarları yumruklayalım, sebep olanları, destek olanları, göz yumanları bulalım cezalandıralım istiyoruz ama sonra ülke daha kötü bir sürece girer diye, abdest alıp namaz kılıp sakinleşmeye çalışıyoruz.

Şunu söylemek isterim ki daha fazla bu milleti bu şekilde tutamazsınız.

Acilen bir "Gönül Seferberliği" başlatılması devlet tarafından milletin ana karakter olarak içinde bulunacağı bir süreç planlanması ve acilen devreye sokulması gereklidir.

Bu süreç planlanırken gerek kamuoyunun tanıdığı ve millete güven veren eski siyasetçiler, askerler, hukuk adamları, sosyal ve iktisadi ilim adamları, tarihçiler, edebiyatçılar, din bilginleri, ülkenin çeşitli bölgelerinden halk tarafından tanınan yöresel milli karakterler görev yapmalıdır. Daha sonra devlet kurumlarının, sivil toplum örgütlerinin nasıl davranacağı konusunda bir yol haritası çizildikten sonra, bu süreçte milletin her bireyine gerek devlet kurumlarında gerek sivil oluşumlarda görev ve sorumluluklar verilmelidir. Vatanını seven herkes, vatan için ilan edilen bu seferberliğin içine dahil edilmelidir. Günlük mesaisi biten her vatandaş ilan edilen bu seferberlik için kendisine verilen görevi yerine getirmelidir.

Bu görev bir memur için bir köye gidip muhtarla ve köylülerle bir sohbet edip milli ruhu güçlendirmek olabilir.

Bu görev bir asker bir polis için birlikte bir kahveye gidip halka güven vermek olabilir.

Bu görev bir esnaf için daha büyük bir Türk bayrağı asmak, vatan çocuklarına bir şeker ikram etmek olabilir.

Bu görev fabrikada çalışan bir mühendis için millete şan ve şeref dolu tarihini hatırlatacak bir şiir bulup onu baskı ile çoğaltıp kapı kapı dağıtmak olabilir.

Bu görev bir annenin oğlum memleket zor duruma düşerse bize şiir getiren mühendis ağabeyini bul onun yanından ayrılma diyebilmesini sağlamak olabilir.

Türk milletini akıl, ruh, fiziki anlamda yaşanabilecek her türlü sıkıntıya hazırlayarak, gelişmeler ne olursa olsun, sonucunda Allah'ın yardımıyla galip olmamızı sağlayacak bir seferberlik ilan edilmesi gereklidir.

Seferberlik deyince akla hep savaş ihtimali gelse de, bu seferberlik savaş için değil hiç bir zaman ülkemizde savaşın şartları dahi oluşmasın, kimse sınırlarımıza elini dahi uzatmaya cesaret edemesin diye milli ruhumuzu bir duvar gibi yükseltecek hiç bir zaman kaldırılmayacak bir "Gönül Seferberliği" olmalıdır.

Bunun haricinde girişilecek bütün eylemlerin etkisi kendi sınırlarında kalacak topyekun bir tesiri olmayacaktır.

Gazi olan Antep'imiz şimdi yüreklerimizi dağlamış ŞehitAntep olmuştur,  

Görülecektir  ki Antep yakında, Vatan Antep, Bayrak Antep, Millet Antep olacak bir hesabın içinde olanlar milli mücadele devrinde olduğu gibi Antep'in ortasında yok olmaya mahkum olacaklardır.

Allah milletimizi ve devletimizi korusun.

Kalın sağlıcakla.