Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Konuşmaya gelince; çocuklarımız geleceğimizdir. Toplumun temeli, yarınların teminatıdır.

Bizim olan her şey onlarındır.
Bütün çaba ve didinmeleri onların rahatı için yaparız.

Planlarımız çocuklarımız içindir. Yatırımlarımız da öyledir. Tatile gitmenin zamanını hatta yerini bile onlara göre seçeriz.

Hangi okula gidecek? Başarılı olacak mı? Kimlerle arkadaşlık edecek? Kavga edecek mi? Hatta yürümeye bile başlamadan, başına bir iş gelirse ne yaparız gibi bir sürü endişeler içerisinde oluruz.

Kendi yapamadıklarımızı onlara yaptırmaya çalışanlarımız da vardır. Babalar kendi isteyip olamadıkları mesleği, onlar adına seçmiştir. Anneler ise, eş seçme konusunda mahirdirler. Fakat sonuç hiç değişmez. Gelin, kaynana çekişmesi olmayan ev yoktur.

Peki görünürde bu kadar bağlı olduğumuz çocuklarımıza karşı gerçekten nasıl bir yaklaşım içindeyiz?
Hangimiz çocuğunu kendi başarısı olarak görmek dışında, onun ne hissettiğini anlamak için bir bağ kuruyor? Küçük yaşlarda anneyle daha fazla vakit geçirildiği için biraz daha ilgili olmalarına karşın ortaokul ve lisede kaç anne, denetleme dışında, onların iç dünyasına inebiliyor? Kaç baba onları incitmeden bir öğreti vermenin derdinde?

Birçok şeyi görev olarak yapmayı sürdürdüğümüz bu devirde gerçekten aile olabilmek, anılar biriktirebilmek çocuklarımıza bırakacağımız en kıymetli mirastır.

Günümüz toplumunda insanlar psikologlara rahatça gidebiliyor. Bunlardan biri ileride sizin çocuğunuz da olabilir ve o seanslarda “annenizle babanızla yaptığınız en güzel şey neydi” sorusu sorulduğunda, cevap olarak büyük bir boşluk hissedilmesi, sizin en büyük” keşkeniz” olabilir.

Diğer bir konu da çocuklara karşı tahammülümüz.
Yaptıklarına ne kadar sabredebiliyor; hata yaptıklarında kızmadan, bağırmadan kaç defa daha sabırla yaklaşmaya çalışıyoruz?

Genel itibari ile bu bahiste sınıfta kalmış bir vaziyetteyiz.

Geçmişte kendimizin yaptığı hataları onlara anlatır ders almalarını bekleriz. Halbuki bizden önce de birileri aynı hataları yapmış, biz de ders almamışızdır.

Yaşanan salgın süreciyle birlikte çocuklarımızın okula gidememesi, evde kalması yaz okulu, yaz kuran kursu gibi etkinliklere katılamaması, onların biz yetişkinlerle çok daha fazla etkileşim içinde olmasını sağladı.

Bu süreç, bir süre sonra hem çocukların hem yetişkinlerin aleyhine işlemeye başladı.

Eskiden çocuk okula gidince evin işini toparlayan anneler, biraz kendilerine zaman ayırabiliyordu. Şimdi bu vakit çok kısıtlandı. Babaların çoğu, anneleri bu konuda maalesef kaderine terk etmiş durumda. Böyle olunca anneler ne evin işlerine ne çocukların arzu ve isteklerine yetişebiliyor.

Bir taraftan bütün insanlığı tehdit eder boyutta bir salgın süreci yaşanırken, diğer bir yandan insan yavrusuna karşı tahammülümüzün ne kadar alt seviyelerde olduğu manzaralara şahitlik ediyoruz.

Çocuklar sitede çok ses çıkarıyor diye; balkondan bağıranlarımız, toplarını patlatanlarımız bile var.

Dışarıdaki çocuklara daha anlayışlı olurken, kendi çocuklarına karşı daha tahammülsüz olanlarımız da mevcut. Mesela ben onlardan biriyim. Bir hata yaparak başkalarını rahatsız ettiklerini görünce onlara kızabiliyorum. Ancak bunu yapmamda toplumun etkisi büyük.

Özellikle hareketli çocuklara karşı yapılan eleştiri ve uyarılar, aileleri çocuklarına karşı anlayıştan sürekli uzaklaştırıyor. Sonra uyarıların şiddetini artıyoruz ancak, şiddet arttıkça işe yaramaz bir sonuçta ortaya çıkabiliyor.

Anne, baba olmak bu dünyanın en zor görevi sanırım. Yardıma ihtiyacımız varken, baskı altında olmak işleri daha çok yokuşa sürüyor. Oysa herkes onlardan bir yetişkin davranışı beklemeyi bırakmakla işe başlasa ve her yaşın gerekliliğine göre çocuklarımıza, gençlerimize yaklaşsa bu zor görevi hep birlikte yerine getirebiliriz.

Aksi halde bugün sana destek olmayan komşuna, yarın onun çocuğu olduğunda sende anlayış göstermeyebilirsin. Sonuç olarak bütün toplum bu işten zararlı çıkar.

Oysa çocuklarımızı; varlığı, yokluğu, neşeyi ve üzüntüyü hissedecekleri ortak bir anlayış kültürü içinde büyütme fırsatımız olsa, ideal bir durumun asla olmayacağı bu hayatta, bu küçük insanlara ayakta kalabilmenin diğer insanlara sarılmakla mümkün olacağını çok daha erkenden aşılamış oluruz.

Bu aşı, onları Korona’ya karşı korumaz belki ancak, daha tehlikeli ruhsal hastalıklara karşı korur. Kadına, yaşlılara, mazlumlara ve hayvanlara karşı şiddet emin olun en az seviyelere iner.

Çocuklara gösterdiğimiz ilgi ve tahammül geleceğimizi güzelleştirerek huzurla sonsuzluğu beklememize fırsat verecektir.