Onlar, asırlardır kimselerin farkına varmadığı insanlarımız.

Onlar, her ailede, apartmanda, sokakta, mahallede.. vs bulunan ama yokmuş gibi davranılan kardeşlerimiz, akrabalarımız, komşularımız..

Evet, kimden bahsettiğimi anlamış olmalısınız.

Onlar bizim özel gereksinime ihtiyacı olan “ÖZEL” bireylerimiz.

Onların bu toplumda etkin bir biçimde rol alabilmesi için herkesin elini taşın altına koyması ve hatta en önemlisi de en çok ihtiyacımız olan farkındalık yaratılması gerekir. Herkesin geçmişte yaşanılmış olan aksaklıkları bilip bu yanlış ve aksaklıklardan ders çıkararak onlar için nasıl katkıda bulunabilirim diye düşünmesi gerekir.

Özel gereksinimi olan bireylere karşı yaklaşım tarzı tarihsel süreç içerisinde çeşitli aşamalardan geçmiştir. Tek tanrılı büyük dinlerin ortaya çıkmasından önce özel gereksinimli bireyler için herhangi bir yardım yapılmamakla birlikte terk edilme, öldürülme gibi insanlık dışı(!) olaylara da rastlanmıştır. Örneğin M.Ö ki yıllarda Aristo'nun "mükemmel olmayan hiçbir şeyin gelişmesine izin vermeyin" ifadesinden etkilenen Yunanlar ve Romalılar güzellik, güç ve zekâyı desteklemişler ve mükemmel olmayanlar arasında saydıkları(!)  ağır derecede engeli bulunan çocukları köle olarak satmayı dilendirmeyi veya öldürmeyi uygun bulmuşlardır. Moron idiot vb. kelimelerde onlara etiket olarak vurulmuştu.

Hristiyanlık ve İslamiyet gibi büyük dinlerin ortaya çıkması ve yayılması ile birlikte farklı özellikler taşıyan özel gereksinimi olan bireyler koruma altına alınmıştır. Yani dinlerin ortaya çıkması özel eğitim hususunda tüm insanlığa farkındalık yaratmıştır. Örneğin İslamiyet ile birlikte Hz. Muhammed döneminden itibaren iş yapabilecek durumda olan engelli bireyler normal bireylerden ayrılmadan, devlet işlerinde ve eğitim de istihdam edilmişlerdir. (Yani bu bireylerimize farkındalık yaratmada öncümüzde Peygamber Efendimiz olmuştur diyebiliriz).

Özel gereksinimli bireylerin topluma adapte bir şekilde yaşamlarına devam etmeleri, onların hayatımızda güvenle yaşayıp var olabilmesi için toplumsal hayatları yıllar geçtikçe yasalar ve yasaklarla güvence altına alınmaya başlanmıştır.

Almanya ve Japonya'da ayrımcılık anayasa ile yasaklanmıştır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesin de Özel gereksinimi olan bütün bireylerin medeni, siyasi, ekonomik toplumsal ve kültürel hakları da güvence altına alınmıştır. 1971 yılında 1475 sayılı İş Kanununda İşverenlere, 50 veya daha fazla işçi çalıştırdıkları işyerlerinde %2 oranında sakat kimseyi meslek, beden ve ruhi durumlarına göre uygun bir işte çalıştırma zorunluluğu getirilmiştir.

Bununla beraber onların eğitimlerine de devam edebilmeleri adına özetle şu gelişmeler olmuştur:

*İlk sağırlar okulu 1755 yılında Fransa'da açılmıştır. Akabinde İlk körler okulu 1873 yılında Paris'te açılmıştır.

 *A. Graham Bell'in 1876 yılında telefonu icat etmesi, işitme engellerin eğitiminde işitme araçlarının kullanılmaya başlamasına sebep olmuştur.

 *1897'de bir İtalyan doktor olan Maria Montessori geliştirdiği yöntemi ve yapılandırılmış eğitim materyallerini ilk olarak zihinsel çocukların eğitimlerinde kullanmıştır.

 *Görme engelli olan Louis Braille, 1930 yıllarında görme engellilerin kullanabilecekleri kabartılmış altı nokta esasına dayanan Braille Alfabesini geliştirmiştir.

 *Osmanlı Devleti döneminde "Enderun" üstün özel yeteneklerin sistemli seçim, eğitim ve istihdamı sağlanmıştır .

 *1965 yılında Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi bünyesinde “Özel Eğitim Bölümü” kurularak bu özel bireyler için asıl ihtiyaç olan öğretmenler yetiştirilmeye başlanmıştır.

*2006 yılında Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği yeniden düzenlenmiş, özel eğitim kurumları Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumundan alınarak Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanmıştır.

 *Günümüze dönecek olursak şuan bir üniversite “ÖZEL EĞİTİM BÖLÜMÜ” öğrencisi size özel eğitim ile alakalı geçmişte neler yaşandığı,  günümüze kadar yaşanan bu yanlışların ve aksaklıkların giderilmesi için neler yapıldığı ile alakalı bilgi veriyor ve bu farkındalığı toplumda artırmak ve sizleri daha çok bilgilendirmek için de kalemi tükenene kadar devam edecek…

Nihai olarak Özel Eğitim çalışmalarının dünyadaki ve ülkemizdeki tarihsel gelişimine baktığımızda,  bu özel bireylerimize yönelik yaklaşım ve uygulamalarda geçmişe nazaran günümüzde daha çağdaş, bireysel farklılıklara daha saygılı, bireyler arası farkın yarattığı eşitsizlikleri gidermeye yönelik anlayışın hakim olduğunu görüyoruz.

Geçmiş bir şekilde geçti gitti. Sıra geçmişte yaşananlardan ders çıkararak gelecekte bu özel bireylerimizin günlük hayata, sosyal ve kültürel faaliyetlere daha fazla katılabilmeleri adına toplum olarak neler yapabileceğimizde. Bunu toplum olarak başarıp özel gereksinimli bireylerimizin görmeyen gözü,  işitmeyen kulağı,  tutmayan eli-ayağı ve en önemlisi bu özel durumlarını duyuracak sesi!!! Olalım. Şayet biz olursak yüz yıllar önce, İslamiyetin başında peygamberimizin öncüsü olduğu bu farkındalık yolunda bizler de yürümüş oluruz.

Ben bir özel eğitimci adayı olarak geleceğimiz adına çok umutluyum…

Gelecek hafta bir diğer özel eğitim yazısına kadar hoşça kalın, özel eğitimin “farkında” kalın..!