Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Üç tarafımızın denizlerle, dört tarafımızın hainlerle fiilen çevrili olduğu bu karanlık günlerde, biz önce Misak-ı Milli sınırlarına ulaşıp, sonrasında büyük Turan ülkesinin yol başçılığını yaparak tüm bu düzeni tersine çevirmenin hayalini kurarken, Güneydoğuda kaybedilen vatan topraklarının tekrar vatanlaştırıldığı konusunda aklımızın ve gönlümüzün almadığı açıklamaları duyuyorduk.

Nasıl kaybedilmişti?

Ne için sessiz kalınmıştı?

Kim istemişti?

Ne amaçlanmıştı?

Sorularına ait cevapları kendi penceremizden açıklayıp, bu açıklamalara ısrarla itiraz edenleri gördüğümüzde, bu kişileri ilmi, fenni, milli, manevi açıdan değerlendirip makul bir yere koymaya çalıştık ama koyamadık.

Sonra penceremizde mi bir yanlışlık var diye baktığımızda; maddi ve dünyevi göstergelerden uzak bilinçli bir İslam anlayışı ve her türlü milli refleksi verebilecek kuvvetli bir Türklük bilinci gördük.

Öyleyse bu pencereye girmeyenleri bir kenara bırakıp memleketin zor durumu için yapılması gerekenler nedir diye düşündüğümüzde gözümüzde şu sahne canlandı;

“BİR GÖNÜLLÜ – Susun!.. Susun!..

DİĞER BİR GÖNÜLLÜ – Ne var?

ÖNCEKİ GÖNÜLLÜ- Mızıkayı duymuyor musun?

İKİNCİ GÖNÜLLÜ- Ey, telaşın ne? İşte asker geliyor.

ZEKİYE- Mızıka savaş havası çalıyorsa, biz de kavga türküsü söyleriz.

İKİNCİ GÖNÜLLÜ- Şunun da çocukluğuna bak!

ABDULLAH ÇAVUŞ- Bunun çocukluk neresinde? Savaşta savaş türküsü söylemekle kıyamet mi kopar?

SAHNEDE BULUNAN HERKES

Emelimiz fikrimiz ikbal-i vatandır (vatanın yücelmesidir)

Serhaddimize kal’a bizim hak-i bedendir (sınırlarımızın kalesi, vücutlarımızdan oluşan topraktır)

Osmanlılarız hazinemiz kanlı kefendir

Kavgada şehadetle kam alırız biz (hepimiz şehit olmaktan mutlu oluruz)

Osmanlılarız can veririz nam alırız biz

Kan ile kılıçtır görünen bayrağımızda

Can korkusu gezmez ovamızda dağımızda

Her köşede aslan yatar toprağımızda

Osmanlı adı her duyana lerz-i resandır (her duyanı titretir)

Ecdadımızın heybeti maruf-u cihandır (atalarımızın verdiği korkuyu tüm dünya bilir)

Fıtrat değişir sanma! Bu kan yine o kandır!

Top parlasın, ateşleri dünyaya saçılsın

Cennet kapısı can veren ihvana açılsın

Dünyada ne bulduk ki ölümden kaçılsın.. “

                       Vatan Yahut Silistre – Namık Kemal  

Bu sahneden çıkıp bu sefer devlet adamlarına hasret kalan gözlerimizle başka bir sahneye şahitlik ediyoruz;

“Şayet ülke güvenliği açısından zorunlu ve kaçınılmazsa, her türlü askeri operasyon ve müdahale hem hak hem de milli görevdir.

Türkiye’nin güvenliği ve egemenlik hakları her türlü mülahazanın, her türlü siyasi ve ideolojik yaklaşımın üstünde ve önündedir.

Vatan için, bayrak için, bağımsızlık için, şerefli yaşamak için değil savaş, seve seve ölmesini de biliriz.

Türk milletinin hiçbir şeyden, hiç kimseden korkusu yoktur.

Fakat her askeri aktivitenin hukuki temeli olması da şarttır.”

                                                                                                Devlet Bahçeli

Kendisine en acımasız eleştiri yapanlar dahil eksiksiz bir şekilde, şiirin son kıtasının hakkını veren bu tavrın, bu duruşun arkasında olacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.

Ankara’da ve Diyarbakır’da şehit olan tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

Allah milletimize zeval vermesin, her türlü kötülükten korusun.

 

Kalın sağlıcakla.