Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Yıllardır ülkemizde birçok kişi ve kurum tarafından açık şekilde desteklenmiş, dini örtü altına gizlenen bir yapı, 15 Temmuz akşamı giriştiği darbe teşebbüsü sonrası maskesi düşürülerek, bir terör örgütü olarak tescillenmiştir.

Kurulduğu günden darbe akşamına kadar örgütün geçirdiği safhalar; ilerletilen soruşturmalar, örgüt üyeleri tarafından yapılan itiraflar, gazetecilerin yaptığı araştırmalar sonucunda kamuoyu tarafından bilinir hale gelmiştir.

Fakat Türkiye’de toplumsal bir hastalık haline gelen herhangi bir strateji geliştirmeden, basitte olsa bir plan yapmadan, anlık durumu kurtaralım sonra gelmişine geleceğine bakarız tarzı yaklaşımın, FETÖ ile mücadele hususunda da hakim olduğunu görüyoruz.

 

2010 yılında yaptığı çıkışla, örgütün arkasına gizlendiği hizmet maskesine elini korkusuzca uzatan MHP lideri Devlet Bahçeli, FETÖ ile mücadele konusunda yaşanan bu sıkıntıları da yine herkesten birkaç adım önce ifade etmişti.

 

2018 Ocak ayında dile getirdiği “FETÖ’ye mücadelenin bir stratejisi var mıdır? Siyasi ve hukuki bir eylem kurgulanmış mıdır?” ifadesi bir soru değil, içinde bulunduğumuz durumun tespiti ve yarın bununla ilgili karşılaşacağımız sorunların uyarısıydı aslında.

 

O gün, bu tespit dikkate alınsa, bugün ülkemiz bir savaş tehlikesi ile burun burunayken FETÖ’nün siyasi ayağı tartışması çukurunda debelleşmek durumunda kalmazdık.

 

Ayrıca Suriye’de ne işimiz var diyenlerin, FETÖ ve PKK ile aynı söylem içerisinde olduklarını, vatandaşlara anlatmamıza gerek kalmazdı.

Keşke, hangi partide olursa olsun, ucu nereye giderse gitsin, vatandaşın beklediği siyasi ayak operasyonu şimdiye kadar başlatılmış ve bu zamana kadar şekillenmiş olsaydı.

İşte o zaman, kendilerine selam vermeyenlerin, gazetelerini almayanların, memlekette iş yapamaz hale geldiği son yüzyılın ruhban sınıfına karşı, Türk devletinin 15 Temmuz akşamından beri vermiş olduğu büyük mücadeleyi gölgelemek isteyenler fırsat bulamazlardı.

Siyaset sahnesinde bu konu gündemdeki yerini korurken, akşam izlediğim bir haber farklı bir soruyu aklıma getirdi.

Haber, FETÖ üyelerinin özellikle emniyet birimlerine ait bir takım teknik takip ve görüntü cihazlarını kullanarak, sınavlarda kopya skandallarına imza attığını anlatıyordu.

Kim bilir bu ve başka yöntemlerle kaç kişinin hakkına girip, yerlerine kendi adamlarını yerleştirdiler diye geçirdim içimden.

Sonra bir merakla sordum kendi kendime.
Acaba bu sınavlarda FETÖ desteğiyle başarılı olup, bugün devletin çeşitli kademelerinde memuriyete devam eden vicdansızlar var mıdır?

 

Bir şekilde şeytana uyup, hile yolu ile kul hakkına giren ancak sonrasında bu yapının iç yüzü ortaya serilince, benim bu görevde durmam ahlaksızlıktır diyen birileri çıkmış ve görevinden istifa etmiş midir?

 

Ya da bildiklerini itiraf edip girdiği hakkın bir kısmını iade edenler çıkmış mıdır?

Yoksa bir taraftan tespit edilmek korkusu ile uykuları kaçarken diğer taraftan rüzgarın yönüne göre kendini çevirip, şimdi kraldan çok kralcı olmuşlar mıdır?

Maalesef FETÖ’nün böyle bir vicdani ayağı da vardır.

Ve bu kopyazadeler hala görevdeyse, eminim FETÖ’den kalma alışkanlıklarını bulundukları kurumlarda devam ettiriyorlar ve her yerde suyu bulandırıyorlardır.

Devlet bunları tespit edip görevden alana kadar, milli vicdan sahibi vatandaşlarımız ile devletine bağlı kamu çalışanlarımızın bu ayakla mücadele etmeleri, onların içinde bulunduğu her türlü çalışmayı dikkatle incelemeleri onlara fırsat vermemeleri vicdani bir sorumluluktur.

Haydi görev başına!