Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Kimimizi, şafak sökmeden usulca kulağımıza doğru seslenip niyetimiz varsa sırtımızdan destek vererek yatağımızdan kaldırır. Kimimizin en daraldığı anda bir nefes gibi içimizden girerek göğsümüzü genişletir.

 

Özellikle yaz aylarında, o güzel çağrıyı duyan çocukların neşeyle cami avlusuna girdiklerini gördüğümüzde, bizim de gönlümüze neşe dolar.

 

Dünya koşturmacasının geride kalıp, zamanın durduğunu hissettiğimiz Anadolu’nun masum köylerinde dolaşmaya başladığımızda, bir bakmışsınız hocası yanında bir çocuk sesi gelir minarenin şerefesinden. Hoca izine çıkınca ben okuyacağım diye birbiri ile tatlı bir yarış yapar aynı çocuklar.

 

Duymayınca yabancılık çekeriz olduğumuz yere. Yurt dışına çıkınca özleriz. Vakti gelince içimizden okuruz. Dinimizin, dilimizin, anılarımızın kısaca bizi biz yapan her türlü kültürel öğemizin en güzel sesidir; bazen bizi uyandırır, bazen bizi silkeler, bazen ruhumuzu tedavi eder şahitlik ettiğimiz ezanlar.

 

Ezanla ilgili iki şey hiç aklımdan çıkmaz. Bunlardan ilki, ezanın ilk defa okunması olayıdır ve şöyledir:

 

Hicretin birinci yılı Peygamber Efendimiz (s.a.v.) namaz vakitlerini Müslümanları duyurup onları davet edecek bir yöntem bulabilmek için sahabeleri ile bir istişare yaparlar. Bu istişarede kimisi çan çalalım, kimisi boru çalalım, kimisi ateş yakalım şeklinde öneriler verir. Ancak bunların hepsi başka topluluklara özgü olduğu için Efendimiz (s.a.v.) bu teklifleri kabul etmezler. Sonuca varamadıkları toplantıdan mahzun bir şekilde ayrılırlar.

 

Resulullah’ın derdiyle dertlenen, O’nun kaygısı ile kaygılanan Abdullah bin Zeyd (r.a.) oradan ayrılıp evine gittiğinde uyku ile uyanıklık arasında iken kendisine ezân-ı Muhammed’i lütfedilir. Hemen Resulullah’ın yanına giderek:

 

“−Ben uyku ile uyanıklık arasında iken biri gelip bana ezanı öğretti.” der.

 

“−Ey Bilâl kalk ve Abdullah bin Zeyd’in söylediklerini tatbik et!” buyurur.

 

Bilal (r.a.)’da Abdullah’ın söylediklerini aynen tatbik eder ve ezan okur. İstişare de çöken mahzun bulutların yerini bir bayram havası alır.

 

İşte o günden itibaren güneş ışınları yeryüzünü dolaşırken dünyanın her bir yerinde ezan sesleri onu takip eder.

 

Diğer bir olay ise, bitmek bilmeyen askerlik anılarımızdan: Şırnak Akçay Tugayı’na bağlı Halistepe üs bölgesinde geçiyor olay.

 

Uzun yürüyüşler sonrası on beş gün boyunca kalacağımız, belki sadece yırtıcı kuşların uğradığı bir kayalığın üstüne vardık Mehmetçikle beraber. Biz varır varmaz ilk kar tanesi yere düştü ve bir gün içinde tüm bölge karlar altında kaldı. Üs bölgesine çıkan bütün yollar kapandı.

 

Geceleri yoğun tipi ile birkaç metre ötemizi göremeyecek hava şartlarında Mehmetçik vatan nöbeti tutuyordu. Normal zamanlarda birer saat olan nöbet değişimini kısa sürede kardan adama döndüklerinden, yirmi dakikaya düşürüp, uyumamaları için bende sık sık yanlarına gidip onlara laf atıyordum.

 

Yollar kapandığından ikmal yapılamıyordu. Gündüzleri korucuların katırlarla getirebildiği odunları mevzilere paylaştırıyor, buz tutmuş odunları önce ısıtıp sonra yakmaya çalışıyorduk. Dışarıda sisten görmeyen gözlerimiz içeride sobanın isinden göremiyordu.

 

Bir gece tipi durmuş, sabaha karşı esen rüzgarla bulutlar hareket etmeye başlamıştı. Sonra hafif bir kızıllık olup Tugay’ın tarafındaki bulutlar sağa sola ayrıldı.

 

Üzerinde al bayrağı inmesin diye, her türlü fedakarlığı yaptığımız memleketimizden, bulunduğumuz kayalığa sanki bir pencere açılmıştı.

 

Yüce Allah’ın duasını almış milletimiz bize ısınalım diye ezan sesi yollamıştı.

 

Bütün bunları yazarak gelmek istediğim yer şurasıdır:

Yüce Allah’ın yer yüzündeki kutsal bir mabedini andıran; dünyanın her yerinden, her dilinden, her dininden insanın huzur içinde yaşadığı güzel memleketimizde ezan sesinden rahatsız olmak, kimsenin hakkı da haddi de değildir. Çünkü ezan bu huzurun baş ve değişmez unsurlarından biridir.

 

Ezan başladığında; ama inancımızdan ama saygımızdan susmak durumundayız.

 

Sosyal medyada dolaşan 8 Mart’ta İstiklal Caddesi’nde yaşanan olayın, kulakların duymadığından dolayı yaşandığını düşünmek istiyor ve kulağımızın duymadığı zamanlarda vaktinin girdiğini, gönlümüzün hissetmesi hususunda yüce Allah’ın hepimize yardım etmesini niyaz ediyorum.

 

Kalın sağlıcakla.