Bir ülkenin ekonomisinin büyüklüğü gücü farklı göstergeler ile takip edilebilir. GSYH, Büyüme oranı ,milli gelir ,enflasyon, dış ticaret dengesi, cari açık, istihdam düzeyi gibi,

Tüm bu faktörleri etkilen ana unsur ise üretim ve üretim modelinizdir.

Doğru üretim modeli ve doğru sektörleri seçerseniz ülkenizin dünya pastasından aldığı pay artacak buna bağlı olarak ta dış borç ,işsizlik, enflasyon ,cari açık sorunlarını çözecek böylece ülkedeki refah seviyesi artacaktır.

Bunun yolu ise emek yoğun düşük teknolojideki sanayi ve üretim yerine ileri teknoloji gerektiren bilgi ve ARGE ye dayalı üretime geçmektir.

Bir ülke sadece klasik tarım, turizm yada inşaat endüstrisi ile büyüyerek dünya ekonomisi ile rekabet yapamaz. Ancak nitelikli bilgi teknolojilerine dayalı üretim ile bu gerçekleşebilir.

Bu çerçevede iktidar olacak parti yada partiler milli ekonomiyi ayağa kaldırmalı kendi yandaşlarını zengin etmek yerine ülke genelinde Kobileri finanse etmeli yerli üretimi teşvik etmeli ülkenin nitelikli yüksek teknolojide üretiminin önünü açarak ihracatını artırmalıdır.

Sosyal yardımlar yerine istihdama ve bilgiye dayalı üretime insanlar yönlendirilmeli ve rekabetçi bir ülke oluşmalıdır.

Eğitimde kalıplaşmış ezbercilik yerine soru soran ,sorgulayan ,fikir üreten, eleştiriye açık bir eğitim sistemi oluşturulmalıdır.

Kısa ve basit bir örnekle gelişmemiş toplumlar kumu çıkarıp sadece kum olarak inşaatta kullanırken biraz gelişmişler onu cama dönüştürür . Bilgiye hakim toplumlar camı çipe dönüştürüp içine yazılım yükleyerek milyon dolarlara satar.

Peki ülkemizde durum nedir?

Türkiye’nin 500 Büyük Kuruluşu içinde en yüksek katma değeri yüzde 43,6 ile orta-düşük teknoloji yoğunluklu sanayiler grubu yaratırken, onları yüzde 36,1 ile düşük teknoloji yoğunluklu sanayiler grubu izledi. Orta-yüksek teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun payının yüzde 17,8, yüksek teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun payının yüzde 2,6 olduğunu hatırlatan Bahçıvan, “Bu noktada yüksek teknolojili sektörlerin dünya imalat sanayi içindeki payının ortalama yüzde 16,7 olduğunu hatırlatmak isterim. Güney Kore’de bu oran yüzde 21,6, Singapur’da yüzde 49,9, ABD’de yüzde 20,6. Türkiye bu oranları teknoloji lehine çevirmek zorundadır.

İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu, teknoloji yoğunluklarına göre yaratılan katma değer bazında incelendiğinde, Birinci 500’deki dağılımla hemen hemen aynı görüntü ortaya çıkıyor. Ne yazık ki bu tablo, teknoloji ile yaratabildiğimiz katma değerin tatmin edici olmaktan uzak olduğunu gösteriyor. Yaratılan katma değer itibarıyla en yüksek payı yüzde 45 ile düşük teknoloji yoğunluklu sanayiler grubu alıyor. Bu grubun 2013 yılı payı yüzde 45,8’ti.

İkinci 500 içinde yaratılan katma değer itibarıyla en yüksek ikinci pay yüzde 26,1 ile orta-düşük teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun. Bu grubun 2013 yılı payı yüzde 26,2 idi.

Orta-yüksek teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun payı yüzde 2013 yılında yüzde 23,4 iken, 2014 yılında yüzde 24,6’ya yükselmiş durumda. Yüksek teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun payı ise 2013 yılında yüzde 4,6 iken, 2014 yılında yüzde 4,3’e inmiş.

Kısaca ileri teknoloji üretemeyen bir ülke olarak gelişmişlikten ve küresel rekabette dünya ile yarışmaktan bahsetmek zordur.

Mutlaka ARGE ye kaynak ayırmalı ve ülkemizin geleceği için bilgiye ,eleştirel bakışa ve kardeşliğe daha çok ihtiyacımız var.

Seçimler hükümetler gelip geçer ancak ekonomi büyümüyorsa ,ithalata dayalı, dış ticaret açığı veren bir ülkenin insanları mutlu ve huzurlu olamaz.

Milli bir ekonomi ve milliyetçi fikirler iktidar olmalıdır.

SELAM SAYGI DUA İLE