Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Onun ismini duymayan veya resmini görmeyen bir ülkücü yoktur sanırım,

Çoğumuz onun nasıl şehit edildiğini de biliriz,

Ardından yazılan şiir ise sanki isminin bu şehadeti tahmin eden birisi tarafından koyulduğunu düşündürür bizlere.

Peki, gerçekten tanıyor muyuz bu memleket kuzusunu.

Tokat'ın Zile kazasında dünyaya geldi..

Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulunda tahsil görürken İşgal altındaki okulda komünistler tarafından yakalanıp üç gün süren ve bisiklet pompasıyla ciğerlerine hava basmaya varan ağır işkenceler yapıldıktan sonra, 23 KASIM 1970 günü, okulun üçüncü katından aşağıya atılarak şehit edildi...

Bildiğimiz kısmıydı, şimdi biraz daha derinlere inelim.

 

Kız kardeşi anlatıyor; 
Kılıçkıran, İmamoğlu, Özmen ve Önkuzu… İşte davanın ilk şehitleri. Bu nasıl bir dava idi, nasıl bir mücadeleydi. Bu birçok kısır düşünceli, egoist, maddeci yöneticilerin dediği gibi sağ sol davası değildi. Bu, Türk - Gayrı Türk savaşıydı. Şuuru, kültürü, ruhu ve gönlü ile Türk olanla, hiçbir şeyi Türk olmayanların, gerçek imanı yüreğinde duymayanların savaşıydı.

Daha ortaokul, lisedeyken ülkücü mücadelenin ön saflarında yer almıştı. Zile kalesinin tam karşısında Ü.O.D açılmıştı. Önceleri birkaç arkadaştılar. Sonra çığ gibi büyüdüler, çoğaldılar. Babam sürekli çok ileri saflarda mücadele ettiğini söyler, mesleğini eline aldıktan sonra ne yaparsan yap derdi. Ailenin tek umudu tek dayanağı oydu. O öylesine imanlı, kararlı ve samimiydi ki o günlerde yapılan haksız düşünce, görüş ve davranışlara asla tahammül edemiyordu.

O bir ülkü deviydi. Hiçbir çıkar gözetmeksizin. Çok büyük ideallere sahipti. Öylesine inançlıydı ki düşüncelerini gerçekleştirmek için elinden geleni yapardı. Milliyetçi, ülkücü çocuklara, gençlere, kızlara milli manevi değerlerimizi kaybetmemeleri için seminerler düzenlerlerdi. Okul derslerinde başarısız olan talebelere ücretsiz matematik, fen kursları verirdi. Maddi imkânları kısıtlı olduğu halde verilen hediyeleri kabul etmemişti. Onu akrabalarımız, arkadaşları mahcup, utangaç, az ve öz konuşan, konuşunca herkes tarafından dinlenip beğenilen birisi olarak tanırlardı.

En büyük idealli büyük bir kütüphaneye sahip olmak ve gençlerin hizmetine sunmaktı. Çok kitap okurdu. Eline geçen parayı kitaba yatırırdı. Yaz tatillerinde çalışıp okul masraflarına katkıda bulunurdu. Judo öğrenmişti. Her sabah jimnastik yapar, titizliği ile ablamı yorardı. Namazlarını düzenli olarak kılar, kılamadığı vakitleri küçük bir deftere not ederdi.

 

Koyu yazı ile yazılanları tekrar tekrar okumakta fayda var, özellikle bu davayla yeni tanışan arkadaşlarımızın ve belki de onlardan daha ziyade bugünlerde bir karambolün içine çekilmek istenen dava arkadaşlarımızın okumasında fayda vardır. Nedir?

Bu dava bir siyasi istikbal, siyasi iktidar, siyasi çıkar ve koltuk davası değil

Türk’ün Türk olmayanla, imanın imanı olmayanla mücadele davasıdır.

Haksızlığa karşı hakkın davasıdır.

Ve iman, inanç ve ülkü eksiğimiz olduğu müddetçe başarmamız mümkün olmayacak, siyasi kargaşaların, toplum mühendisliklerinin bir parçası olarak Dursun abimize ve nicelerine karşı boynumuz bükük olarak göçüp gideceğiz.

Boynumuz büküleceğine boyumuz devrilsin de, belki yerimize yetişenler Allah yolunda muzaffer olurlar, hasretle beklediğimiz Turan ülkesini kurarlar.

 

Kuzu yürür, kuzu yürür.
Önde Önkuzu yürür.
Kuzular meledikçe
Gönlüme sızı yürür!

Önkuzu hey! Önkuzu!
Önde gider Önkuzu.
Bu bayrak düşmez yere,
Ölmedikçe sonkuzu!


Dursun adı... Dursun adı...
O gitti, dursun adı.
Dillerde türkü olsun,
Yürekte vursun adı!

 

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah'ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.” (Al-i İmran Suresi,169-170. Ayet).

Ruhları Şad, Mekanları Cennet olsun…