11 ayın sultanı Ramazanı şerifi uğurladığımız şu günlerde inşallah Kadir gecesi diye umut ettiğimiz bu geceyi en güzel şekilde değerlendireceğiz.  Bin aydan daha kabarık günah dosyalarımız bile olsa Allah'ın vaadine güvenerek af olacağımızı umut ediyoruz. Rabbim bizleri af olan kullarından eylesin. 

 Yüce dinimiz belki de hiçbir zaman diliminde günümüzdeki kadar imkânların bol olduğu bir döneme denk gelmemiştir. Bir zamanlar okunan ezanların yasaklanmaya çalışıldığı bu topraklar bugün ümmetin umudu haline gelmiş gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Fakat aslında durum böyle midir diyerek merak edip sorguladığımızda karşılaştığımız manzaraları hep birlikte tahlil edelim.

 

Kur’an’ı Kerim okumak, öğretmek, bulundurmak bir dönem bugünkü teröristin elindeki silah gibi tehlike olarak lanse ediliyordu. Bir yandan türlü türlü yasaklar baskılar ile dinsiz, ya da hayatın işleyişine karışmayan bir din olgusu işlenirken bir yandan da futbol, sinema, konserler gibi teoride keyif veren reelde insanları uyuşturan olgular topluma hakim değerler haline getirilmeye çalışılıyordu.

Birileri sırf maddi ve dünyevi çıkarları için bu işleri planlayıp kaymağını yerken Anadolu halkı bu çıkar odaklarının medya ile iş birliği içerisinde yürüttüğü projeler sayesinde inanç ve kültüründen uzaklaştırıldı.

 

Gayrimüslimler gibi giyinen, saçını onlar gibi kestiren onların yaşantısını rol model olarak kabul eden bir nesil yetişti, aile içi ve milli eğitim sistemi maalesef bu yozlaşmanın önüne geçemedi.

 Gün geldi devran döndü yasaklar kalktı Müslümanların dolayısıyla İslam’ın sesi artık bu topraklarda daha gür bir şekilde çıkmaya başladı. İçimiz kıpır kıpırdı yeni Osmanlı mı geliyordu yoksa diriliş yeniden bu topraklardan mı başlayacaktı! 200yıldır sürünen ümmet ayağa mı kalkacaktı!

Bu sözcükler bile bizi heyecanlandırmaya yetiyordu.

 Camilerden, İslami cemiyetlerden, besmeleden, tekbirden korkan hatta çağdışı gören siyasiler artık cami, Kuran kursu yaptırmak için derneklere yardım için sıraya girmişti. Artık orta çağ krallarının sarayları gibi camiler yükseliyor, kışın alttan ısıtması, dışarda abdest için sıcak suyu, yazın kocaman klimaları göze çarpıyordu. Hatta bazılarına artık asansör ile çıkılır olmuştu, çünkü alt katlar ne sattığı tartışmaya açık dükkânlar ile doluydu.

 Bir dönemden çıkıp başka bir döneme giriş yapan ve böyle bir sosyal bir karmaşanın içinde yetişen son birkaç nesli incelediğimizde:  elinde bayrak tutuşturulup miting alanlarını hıncahınç dolduran, zaman zaman binlerce kişi tekbirlerle, salavatlarla şehit yürüyüşleri düzenleyen, fakat bunların  %1’inin bile namaz saflarında yerini alamadığı bir nesil gördük.

Bugün ümmetin umudu haline gelmesini çok arzu ettiğimiz bu topraklarda yaşayan bilinçli gençlik oranı çok düşük ve bu kalede yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

 

Caminin ses sistemleri, halıları ve çinileri için malzemeler en kalitelisinden seçiliyor. Bunlar güzel şeyler mi? Evet; ama eğer altını dolduramazsak yani sadece cami yaptırmayı, Kuran kursu yaptırmayı bunları yaptırırken en lüksü en kaliteliyi seçmeyi dine hizmet sayıp bu gençleri heba edersek ahirette bunun hesabını veremeyiz.

 Lükse kaçalım derken olayın aslından uzaklaşmamalıyız. Olayın aslı nedir?

Olayın aslı “Kaliteli Müslüman” yetiştirmektir.

 Bunu yapabildik mi hep birlikte bakalım.

Caminin içinde daha son teknoloji ses sistemiyle yüksek ve ahenkli bir sesle okunan Kur’an’ı Kerimi anlayabilen bir cemaat topluluğu oluşturabildik mi?

60 yıldır namaz kılan bir amcamız rükûda ne dediğini biliyor mu acaba?

Her cuma gecesi, her cenazede, cemiyette Yasin'i şerifi, Mülk suresini, aşrı şerifleri okuyan hoca efendiye, cemaatten biri sorduğunda Hocam bu surelerde Allah bize ne anlatıyor dediğinde cevap verebiliyor mu?

Yıllardır kıldığımız, yapılmadığında iman eksikliğinden sonraki en büyük eksik olan, Peygamber efendimizin tabiriyle vücuttaki baş olan dinimizin direği namazda ne okuduğumuzu Allah'la konuşurken ne dediğimizi biliyor muyuz?

 Cenazelerde cenaze sahipleri yemek dağıtma yarışına girmiş bunun dinen caiz olmadığını öğretebildik mi? .

Maalesef insanlar acısını yaşamak yerine saçma sapan edindiğimiz dinde karşılığı olmayan adetlerle uğraşır olmuş bunu engelleyebildik mi?

 Kur’an’ı Kerim’i cenazelerde cemiyetlerde okunurken, cemiyete makamı mevkisi olan devlette veya toplumda itibar gören, siyasi ya da zengin biri teşrif ettiğinde insanlar Kur’an’ı Kerim'i dinlemeyi bırakıp gelen şahsa yer verme gönlünü hoş tutma yarışına girdiklerini gördüğümüzde, durun ne yapıyorsunuz okunması sünnet olan Allah kelamının dinlemesi farzdır diyebildik mi?

 Makamlar mevkiler gelip geçicidir, İslam dini Kur’an’ı Kerim bakidir. Bazı hocalarımız vaazlarda nasihatlerde sohbetlerde insanların duymaktan hoşnut olacağı şeyleri söyledikleri görülüyor, şu cemaatin bu siyasi partinin mahallemizdeki falan zenginin gönlünü hoş tutmak değildir bizim görevimiz.

Bizim görevimiz cenazede etli pilav yemek değil o dağıtılan pilavın caiz olmadığını söylemektir.

Kuran-ı Kerim okunurken içeriye giren Kaymakamı, Belediye Başkanını, falan zengini, filan parti liderini karşılamayı Allah’ın kelamını dinlemenin önüne geçiren Müslümanları uyarmaktır. Bizim derdimiz yazdığımız şeylerin imla kurallarına uyması yada uymaması değil, birilerinin beğenmesi yada beğenmemesi de değildir.

Eğer hak dava için ettiğimiz kelamlar bu dava için bir tuğla değeri taşıyabiliyorsa bunun karşılığını Rabbim bizlere mutlaka verecektir.

 

Bu gerçeklerin haykırılmadığı bir toplumdan bir coğrafyadan ümmetin umudu olmasını beklememiz nafiledir. Geçmiş yıllarda ki yaklaşım ve uygulamalardan şikâyet ederken, dinin özünü kaybedip yeni putlar oluşturmak talihsiz bir dönemi daha yaşamamıza sebep olacaktır.

Kadir geceniz mübarek olsun, hayırlara vesile olsun, Dualarınız kabul olsun. Şimdiden Ramazan Bayram'ımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Allah'a emanet olun.