Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

-Olur elbette.. İnşallah benim oğullarımla birlikte nice savaşlara girip ya gazi, ya şehit olurlar.

 

Türkmen beyi, çadırındaki konuk olan bu on yaşındaki öksüze Türklükteki en büyük, en üstün iki rütbeden birini temenni ediyordu…

 

Türkmen beyinin çadırında tanımıştık rahmetli Atsız’ın romanındaki Deli Kurt’u, obada yapılan yiğitlik üzerine yarışmaları kazanmış oba beyi tarafından bir Türk evladının varabileceği en büyük makama kavuşabilme vaadiyle ödüllendirilmişti.

 

Yıllar geçiyor, Deli Kurt Osmanlı’ya kazan kaldıranlara karşı verilen bir mücadelede çıkıyordu karşımıza..

 

Bütün çeri, Torlak Kemal adında birisinin buyruğundaki dervişlerle çarpışılacağını öğrenmişti. Torlak Kemal’in Yahudi dönmesi olduğunu verdikleri ilk molada işttikleri zaman Evren’le Deli Kurt inanmamışlardı.

Deli kurt hiç derviş görmemişti ama duyduklarından, dervişlerin iyi adamlar, Müslüman adamlar olduğu hakkında bir kanaat edinmişti. Çakır’a

-Bu dervişler bir çıfıtın ardından nasıl giderler? Diye sordu.

Çakır;

-Dervişlerin sağı solu belli olmaz! Şeyhleri ne derse onu yaparlar; devlete, padişaha karşı gelirler. Torlak Kemal’e uyan kalabalığın içinde Müslümanlar bulunduğu gibi gâvurlar, Çıfıtlar da var. Onlarda din, diyanet, soy sop arama. Aralarında özü bir adamlar olduğu gibi kalleş kişiler de vardır. Sözün kısası: Akıl sır erer kimseler değildir. Diye cevap verdi.

 

Osmanlı ordusu sessizlik içindeyken, dervişler ise büyük gürültü ile geliyor, havaya toz kaldırarak ve bağırışıp çağrışarak yaklaşıyorlardı.

….

Dervişler biraz daha yaklaşınca ne dediklerini anlar gibi oldu “La ilahe illallah!” diye bağırıyorlar, bunun arkasından bir şey söylüyorlardı. Bunun da “Muhammeden Resullulah” olması lazımdı ama pek benzemiyordu.. Deli Kurt dikkat kesildi.

….

Deli Kurt, ilk karşılaştığı dervişin büyük bir hınçla ve “Baba Resulullah” diye bağırarak kendisine savurduğu topuzu kılıcı ile çekip düşürdükten sonra sert bir dürtüşle onu göğsünün ortasından yaralayıp atından aşağıya yuvarladı…

….

Deli kurt bunun manasını anlamıyordu ama “baba” dedikleri kendi şeyhlerini peygamber olarak tanıdıklarını gösteren bu söz birçok sipahiler tarafından kavranıyor ve onları çileden çıkararak dervişlerin üzerine delicesine atılmalarına sebep oluyordu…

-Onu diri yakala! Kâfirlerin başı bu heriftir!

 

1958 yılında böyle bir roman kaleme alarak biz Türkçüleri, sahte kılıklı dervişlere karşı uyarıyordu Atsız. 58 yıl önce okuduğu bu satırlardan gerekli uyarıyı alan Türk milliyetçileri derviş kılıklı sahtekârlara kanar mıydı? Hayır!

Nitekim Turancılar bu işe kanmadı, her zaman uyarılarını yaptı ve memlekete hiçbir faydaları olmayan ama kendilerini Allah yolunda diye gösterenlerin karşısında oldu.

 

Bugün maalesef Türk milleti Deli Kurt’un karşılaştığı o akıl ve gönül almaz sahneden daha kötü bir sahne ile karşı karşıyadır. İktidar cemaat çekişmeleri, çıkan cemaat yerine yeni cemaatlerin ikame çalışmaları, çeşitli vakıf isimleri altında din sömürüsü ve dinin özünden uzaklaştırma çabaları, daha fazla dinsel ayrışma için herkesin kendi cemaat ve camisini oluşturma gayretleri görülmektedir.

 

Bunlar yetmezmiş gibi, televizyon ekranlarında deli bozması kılıklarından olsa gerek kendilerine milli değerlerimize karşı ileri geri konuşma hakkı görenler, insanları ibadet yapan insanlar ve ibadet yapmayan hayvanlar olarak iki sınıfa ayıran çerçeveler..

 

Sonuç;

-Mahallede, sokakta, cami avlusunda, cami içinde, şehit cenazesinde, belki evlerinin içinde daha fazla ayrışmış insanlar.

 

-Fakir ve yoksulların halini anlamak için tutulan oruçlar ve ardından oy derdiyle kurulan sofralar, kimi yerde o sofralara yaklaşmasın diye kovulan çocuklar, kimi yerde israf edilip çöpe atılan nimetler.

 

-Putları sadece Efendimiz (s.a.v)’in Kâbe’de yıktıkları cisimlerden ibaret sanıp kendi malını, çocuğunu, patronunu, müdürünü, siyasi parti liderini seve seve putlaştıranlar…

 

-Kimin ne söylediğini,  ne maksatlı söylediğini düşünmeden, söylediğinin sabit kaynaklara göre doğru olup olmadığını sorgulamadan inanan ve kendi eliyle, diliyle, zihniyle vatanına milletine ve memleketine kıyan kalabalıklar..

 

Ve bunların hepsinin karşısında, geçmişte var olan ve gelecekte de bir gün var olacağından şüphe duymadığı, Allah ile aralarında şah damarından başka bir şey bırakmayanların yöneteceği ve dünyadaki tüm mazlumların evsiz, barksız, rızıksız bırakılmadığı o büyük ülkenin hayaliyle mücadele eden bir avuç Deli Kurt…

 

Şunu belirtmek isterim ki bu deliler topluluğu bu “derviş kılıklı sahtekâr heriflere” ve onların organize ettiği “yığınlara” bu vatanı yedirmeyecektir.

 

Çünkü onlar imanlarını yüce Allah’tan, ahlak ve yollarını Efendileri (s.a.v)’den, sorumluluk ve disiplinlerini Atalarından alan yiğitlerdir.

Bir bakışta gerçeği sahteyi ayırt ederler.

Ve umarım hepsi Türkmen beyinin vaad ettiği o yüce makamlara ererler.

 

Kalın sağlıcakla…