HENDEK MÜDAFA-İ HUKUK CEMİYETİ

Konuyu Hendek’e getirmek için ve anlaşılmasını sağlamak için Müdafa-i Hukuk ve Kuva-i Milliye ne demektir ve amacı nedir. Bunları anlamamız gerekiyor.

1.Dünya savaşında Türk ordusu ağır kayıplara uğramıştı. Buna rağmen başta Çanakkale cephesinde olmak üzere çeşitli cephelerde çok başarılı sonuçlar alınmasına rağmen Osmanlı Devleti birlikte savaştıkları Almanların yenilmesi üzerine savaştan yenik çıkmış sayıldı.

Ve yenilen Devletlere şartları çok ağır olan anlaşmalar imzalatıldı. Osmanlı Devletine de Ege denizinde ki Limni adasının Mondros limanında 30 Ekim 1918’de Mondros ateşkes antlaşması (mütarekesi) imzalatıldı. Bu arada ateşkes antlaşması ile barış antlaşması hakkında bilgi verelim. Ateşkes antlaşması savaş devam ederken daha fazla yıkım ve kayıp olmaması için savaşın o an durması için bazı şartlarda yapılan geçici antlaşmadır. Barış antlaşması ise savaş sonunda bir takım şartlarla yapılan nihai antlaşmadır (Lozan Antlaşması gibi).

Dönelim Mondros Mütarekesine. Bu ateşkes antlaşmasını Osmanlı Devleti adına Bahriye Nazırı (Denizcilik bakanı) Rauf bey başkanlığında ki bir heyet imzaladı. Antlaşmanın şartları çok ağırdı. Mesela Osmanlı Devleti güvenliğin sağlanması için gerekli az sayıda askerleri dışında ki bütün ordusunu terhis edecekti. Yani ordu dağıtılacaktı. Karşı devletler güvenliklerini tehlikede görürlerse istedikleri stratejik noktaları işgal edebileceklerdi. Yani bu madde işgale zemin hazırlama maddesiydi. Kurtla- Kuzu hikayesi.

Nitekim işgaller başladı. 15 Mayıs 1919’da Yunanlılar İzmir’e asker çıkardılar. Karşı devletlerin donanmaları 13 Kasım 1918’da İstanbul limanına demirliyordu. Yani işgaller yer yer başlamıştı. Bu arada bir deniz motoruyla İstanbul boğazından karşıya geçmekte olan Mustafa Kemal’in yaveri bu kahredici manzarayı görünce gözyaşlarını tutamadı. Bunu gören o büyük insan Mustafa Kemal iman ve inanç dolu sesle o meşhur cümlesini söyledi. “ Geldikleri gibi giderler”

MÜDAFA-İ HUKUK CEMİYETLERİNİN KURULMASI

İşte Devletin ordusunun lağv edildiği ülke topraklarının yer yer işgal edildiği bu kapkara günlerde yurdun hemen hemen her köşesinde Kurtuluş ateşi kafalarda yanmaya, kurtuluş için bir şeyler yapmak gerektiği düşüncesi her tarafta filizlenmeye başladı. Ve yurdun dört bir yanında Müdafa-i hukuku milliye cemiyetleri (Dernekleri) kurulmaya başlandı. Çünkü ordu yoktu. Halk gördü ki iş başa düştü ve her yörenin ileri gelenleri öncülüğünde Kurtuluş amacıyla Müdafa-i hukuku milliye (Milli hakların savunulması) cemiyetleri kuruldu.

Artık kurtuluş ateşi kafalarda yanmış sıra tatbikata gelmişti. Bu aşamadan sonra artık silahlanıp harekete geçmek lazımdı. İşte burada Kuva-i milliye doğdu (Yani Milli Kuvvetler). Şunu da belirtelim ki, bir otoriteye bağlı olmayan askerlik tekniğini tam olarak bilmeyen Kuva-i Milliye birlikleri ile karşılarında ki düzenli ordulara karşı elbette kesin başarı sağlamak mümkün değildir. Ancak hiç olmazsa devletin düzenli orduları kuruluncaya kadar düşmana zararlar verip Anadolu içlerine kadar ilerlemeleri engellenebilirdi. Bu da başarılmıştır. Şu da bir gerçek ki, bazı Kuva-i milliye birlikleri bu yapı kanunsuz olduğundan kendilerini devletin yerine koyup halka karşı bazı kanunsuz eylemlerde yapmışlardır. Bu arada şunu da söyleyelim, bütün yurtta dağınık halde bulunan Müdafa-i hukuk cemiyetleri 4 Eylül 1919’da toplanan Sıvas Kongresi ile tek çatı altında birleştirilmiş ve adıda Anadolu ve Rumeli Müdafa-i hukuk cemiyeti olmuştur.

HENDEK MÜDAFA-İ HUKUK CEMİYETİNİN KURULUŞU

Şimdi bu bilgilerden sonra gelelim Hendek Müdafa-i hukuk cemiyetinin kuruluşuna. İşte bu zor günlerde Hendek’te de kahraman büyüklerimiz tarafından Hendek Müdafa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Bu kuruluştan sonra İstanbul hükümeti ile (Padişah hükümeti) bağlarını kestiklerini temsil heyetine yani Mustafa Kemal tarafına bildirmişlerdir. O dönemde bu teşkilatları kurup yönetmek büyük cesaret işidir. Yürek ister. Çünkü; ya Mustafa Kemal tarafı yani temsil heyeti başarılı olamazsa bu kurucuların başına acaba neler gelir yoruma açık. Şimdi yörelerini ve mümkünse ülkelerini savunmak için Kuva-i milliyenin çekirdeğini teşkil eden Müdafa-i hukuk derneklerinden Hendek Müdafa-i Hukuk Cemiyetinin üyelerini tanıyalım.

1: Kurucu Başkan sonradan Rize Milletvekili olan laz Rauf bey

2: Yönetim Kurulu Başkanı tütün tüccarı Şefik Kahvecioğlu bey

3: Sekreter Boşnak Öğretmen Arif Bey

4: Üye Hacı Mehmet Keskin bey

5: Üye Hacı Ali Dinçer bey

6: üye Molla Mehmet Ardahan bey

Soyadlarından da anlaşılacağı gibi bu kahramanların çoğu Hendek’li bildiğimiz ailelere mensupturlar. Bu aileler onlarla ne kadar gurur duysalar yeridir.

 Bu arada o zaman soyadı yoktu. Bu kahramanlarımızın soyadları nerden geliyor diye bir soru akla gelebilir. Soyadı kanunun 1934 yılında çıktı. Bu Müdafa-i Hukukçularının da soyadlarını o zaman almış oldukları bellidir.

Bu değerli kahraman hemşehrilerimizin çeşitli etnik kökenlere mensup oldukları ortadadır. Bu da göstermektedir ki, yapılan mücadele bir etnik mücadele değil, vatanın kurtuluşunu hedef alan ortak bir azmin ve inancın tezahürüdür. Bu değerli büyüklerimiz 1918-19-20’ler de ki o kapkara yıllarda diğer Hendek’li hemşehrilerimiz ile birlikte büyük yararlılıklar göstermişlerdir. Onlara minnet ve şükran borcumuz vardır. Onlar ile gurur duyuyoruz. Nurlar içinde yatsınlar.

DEĞERLERİMİZİ UNUTMAYALIM

Hendek Cumhuriyet döneminde Bürokrat, Asker, Bilim Adamı, Sporcu, Siyasetçi, Müdafa-i hukukçu vs.. gibi çok değerli Türkiye çapında hatta dünya çapında değerler yetiştirmiştir. Ancak ne yazık ki; biraz geçmiş yıllara gittiğimizde bu çok önemli değerlerimiz unutulmaya yüz tutmuş hatta yeni nesiller hiçbirini tanımamaktadırlar. Bu değerlerimizden yeni nesillerin maalesef tanıyabildiklerini hiç zannetmediğimiz bazı örnekler verelim. Mesela spor bölümünde bahsettiğimiz dünya çapında başarılar elde etmiş güreşçi Osman Kanbur’u yeni neslin yüzde kaçı biliyor. Osman Kanbur 1934 yılında doğmuş Hendek güreşine yıllarca hizmet etmiş olan ve bir çok güreşçi yetiştiren Yusuf Hoca tarafından keşfedilip yetiştirilmiş Dünya minderlerinde 45 defa milli formayı giymiştir.

Siyaset alanından birkaç isimden bahsedelim. 1950 yılında 9.dönem Kocaeli milletvekili olan (O zaman Sakarya Kocaeli’ye bağlı olduğundan Kocaeli Milletvekili olmuştur) Mehmet Nevher Yılmaz acaba biliniyormu. Rahmetli Mehmet Yılmaz ile 1973’de politikanın içindeyken Köprübaşı mahallesinde bir kahvehanede birkaç arkadaş ile birlikte karşılaşmıştık. Bize milli eğitimde sanat okulları konusunda verdiği bir kanun teklifinin nasıl kanunlaştığını heyecanla anlatmıştı. Hiç unutmuyorum.

Yine siyasetten bir örnek, 14 dönem Sakarya Milletvekili Hendek’li Yaşar Bir’i acaba belirli bir yaşın altındakiler biliyormu?

Bir isimde Edebiyat dünyasından verelim. 1918 yılında Hendek Aktefek köyünde doğan Kerim Korcan ilkokul 4.sınıfa kadar okuyabilmiş. Küçük yaştan itibaren berberlik, marangozluk yapmış daha sonraları Edebiyata dalmış şiir, roman, hikaye dallarında önemli eserler vermiş ve Edebiyat dünyasında yerini almıştır. En ünlü eseri Tatar Ramazan isimli romanıdır. Bu roman sinema filmi yapılmış ve ünlü aktör Kadir İnanır Tatar Ramazan’ı oynamıştır. Kerim Korcan bir köyden halkın içinden çıkmış bir edebiyatçıdır. Ne yazık ki Edebiyat dünyasında gölgede kalmış bir Edebiyatçı olarak bilinir.

Şimdi de bir tarihçi.. Hendek Çağlayan mahallesi doğumlu Prof. Dr. Ali Birinci Türk Tarih Kurumu Başkanlığı yapmış çok önemli bir tarihçidir.

Yine daha önce bahsettiğimiz Hendek Müdafa-i Hukuk cemiyeti üyelerini yakından tanısak daha iyi olmazmı.

Yakın zamanlarda yetişen değerlerimizi genç yaşlı bütün Hendekliler yeni nesiller çoğunu az çok biliyorlar. Fakat bugün çok iyi bilinen, tanınan bu değerlerimizin 30-40 ve 50 yıl sonra unutulup gitmeyeceklerini kim temin edebilir.

Yıllar sonra Nevzat Ercan’larımızı, Ali Gaffar Okkan’larımızı, bizden sonraki kuşaklar unutmasın.

Unutulmaya yüz tutmuş bir kaç değerimizi örnek olarak yukarıda belirttik. Bunlar gibi çok sayıda Hendek’li değerlerimiz vardır.

Sözü şuraya getirmek istiyorum. Bu değerlerimizin unutulmaması yeni nesiller tarafından tanınıp bilinmesi için bir şeyler yapmak gerektiğine inanıyorum. Mesela bir albüm yapılabilir. Parklara Kısa hayat hikayeleri ile resimleri asılabilir. Şair Haydar Ergülen şöyle diyor. Anılarda su ister. Onlara iyi bakalım. Bende diyorum ki; değerlerimizde su ister onlara sahip çıkalım, iyi bakalım ki kuruyup gitmesinler.