Hayırlı ramazanlar sevgili okurlarım. Oldukça verimli geçirdiğim bir haftaydı benim için. Keyifli vakit geçirdim ve yapılacaklar listemi bitirdim sayılır. Bu yüklerden kurtarmanın verdiğini hafiflik ile yeni bir konu getirdim karşınıza. Bugün sizlerle “Etiketler” üzerine konuşacağım. Bu konudaki kaynağım da, anneliğini çok başarılı ve profesyonel bulduğum, çocuklara yaklaşımının doğal ve etkili olduğunu bildiğim, okuyan, araştıran ve merak eden bir “Anne”. Onunla yaptığım karşılıklı görüşme sonucu edindiğim bilgileri size aktaracağım.

Her birimizin çocuğu farkı farklı karakteristik özelliklere sahiptir. Kimi sakin yapılı kimi hiperaktif kimi meraklı.... Gökkuşağında tek renk olmadığı gibi, insanoğlunun da kişiliği birbirinden farklıdır ve bu dünyayı zenginleştirir. Çocuklarımızda doğuştan var olan fıtrat denilen bu özellikler evlatlarımızın temel yapı taşıdır aslında.

Oysa biz çocuklarımızda var olan fıtratı göz ardı ediyoruz ve onları değiştirmeye çalışırız. Sakin olan çocuğumuza, “Neden bu kadar sakin” diye dertlenir “Aman çok pısırık” etiketini hiç de düşünmeden yapıştırıveriyoruz. Diğer yandan da çocuğu hareketli olan ebeveyn de çok yorulduğundan dert yakınır ve cebinden “Haylaz” etiketini çıkarıp yapıştırıverir.

Etiketler değişse de çocuğumuza olan tutumlarımız değişmiyor. Karşısında “Beni ne zaman dinleyeceksin” özlemiyle yanıp tutuşan evlat görmezden gelinmiştir bile. Hâlbuki çocuklarımızı değiştirmeye çalışmadan, üstüne bir şeyler koymak her iki taraf için de faydalı olacaktır. Çocuk anlaşılma noktasına ulaşacak; ebeveyn de boşa kürek çekmemiş olacaktır.

Tekdüze gitmeyen hayat yolculuğunda nasıl ki bizim iniş çıkışlarımız oluyorsa unutmayalım ki onların da çok kazanacak deneyimleri var. Bu konu öyle elzemdir çocuğumuza yapıştırdığımız “Pısırık” etiketi (hâlbuki çocuğun hareketli olması onu kendisi olmaktan çıkaracakken) hayatı boyunca üstüne kalacak ve buna kendi de inanacaktır. Girdiği her ortamda başladığı her işte bu duyguyu hissedecek. Bugün önemsiz görünen bu detaylar yarın büyük psikolojik sorunlara yok açacaktır. Kişilik çatışmalarına ve kendini arayıp bulamamaya sebep olacaktır. “Ben kimim?” diye ömür boyunca kendini tanımaya çalışan yetişkinler olabilirler bu çocuklar. Çünkü kendi hissettikleri çevresi tarafından dışlanıyor. Topluma uyum mu sağlamalı kendi mi olmalı? O yaştaki bir çocuk hayatta kalma içgüdüsü dediğimiz bir içgüdü ile topluma uymaya çabalar. Ancak daha sonra “Özleri” hep içinde kalabilir.

Kısacası bırakın nasıl mutlularsa öyle olsunlar. Çocuklarımız bize ait değiller, sadece onlara hayat yolunu göstermemiz bize emanet edilmiş çok değerli varlıklar. Onlara “Bizimmiş” gibi davranırsak karşımızda birey değil sizin bir kopyanız yetişir. Çocuklarımızı bazen kendi hallerine bırakmalıyız.

Bu yazıları okuduktan sonra lütfen hayatınıza geçirin. Mübarek Ramazan ı Şerif in çoğunu arkada bıraktığımız bu günlerde, artık elimizdeki ve dilimizdeki etiketleri çıkaralım. Çocuğumuza zaten onda var olan fıtrat üzere bilgi birimi yapmasında yardımcı olalım. İnsanoğlunun Eşref i Mahlûkat olduğunu unutmayalım. Çocuklarımızla çocuk olalım, bu kendi ruhumuza da iyi gelecektir. Her zaman bir şeyler öğretme değil bazen de onlardan neler öğrenebileceğimizi fark edelim. “Biz çocuk mu olduk?” diyen ebeveynler, içindeki çocuğu çıkartarak bu süreci çok da eğlenceli bir zamana dönüştürecektir. İçimizde ki çocuğa merhaba deyip güne heyecan ve merakla uyandığımız bir şeyleri değiştirmek için değil üstüne birikim yaptığımız bir gün olması dileğiyle. . .

Konu ile ilgili soru ve görüşlerinizi çok merak ediyor ve ilgi ile bekliyorum. Bana her zaman ulaşmak için ise @mutlu.ozelegitimci kullanıcı adlı instagram sayfamı kullanabilirsiniz. Hepinizi sevgi sağlık dilekleri ile kucaklıyorum. İyi ki varsınız.