Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Öncelikle söylemek istiyorum ki bu yazı laf olsun beri gelsin,

Kanı kaynayan genç nesillere gaz versin,

Ne olacak bu memleketin hali diye endişe içinde olanlara iyi gelsin diye yazılmış bir yazı değildir.

Geçmişte gerçekleşmiş ve er meydanına çıkıldığında, yine gerçekleşeceğinden şüphemiz olmayan bir durumun tespitinden ibarettir.

 

Hepimiz şahit oluyoruz ki dünyada çok ciddi siyasi ve askeri gelişmeler oluyor. Bu gelişmelerin büyük bir çoğunluğu devletimizin çok yakınında gerçekleşiyor.

Irak’ta Saddam rejimini devirmek bölgeye demokrasi getirmek bahanesiyle hızlanan Ortadoğunun Arap Baharı ile adeta acılar içinde kavrulduğu günlere şahit olduk. Suriye savaşının uzun yıllardır devam etmesi bölgede ki din, mezhep, etnik köken olarak farklı olan gurupların Irak ve Suriye’de çok ayrı mücadeleler içine girdiklerini gördük.

Büyük devletlerde sözde çözüm amacı ile karıştıkları mevzular derinleştikçe derinleşti.

Şuan ki durum, 18.yy’da Balkanlar’da yaşanmaya başlayan ve yine aynı devletlerin karıştıkça karıştırdıkları ve sonucunda, 1914 yılında başlayan 1. Dünya savaşına eriştikleri dönemi çağrıştırıyor bizlere.

Gelelim olayı Türk milleti tarafından değerlendirmeye;

Düşman aynı, niyet belli, kullandıkları yollar ve yöntemlerde bir birine benzer.

Bu gün dost yarın düşman, bir konuda destek veriyor diğer konuda karşımızda, sorarsan müttefik sormazsan yolda görse tanımaz..

Daha öncede dediğimiz gibi niyetleri Ortadoğu ve Anadolu coğrafyasında yönetebilecekleri şirket devletleri oluşturmak ve ticaretlerine bakıp, kendi milli gelirlerini tıkırında götürüp vatandaşlarını rahat ettirmek.

Bu amaçlarının karşısındaki en büyük engel milli birlik ve bütünlük içinde bulanan bir Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Bu bütünlüğü bozmadan bu planı tam anlamıyla uygulamaları mümkün değildir. Bunu yapabilmenin de en önemli adımı bölgede bir Kürt devleti kurmak ve Türkiyeden de bu devletin içine parça katmak olacaktır.

Aynı Osmanlı devleti altında bulunan balkan topluluklarını devletten ayırmak için yaptıkları gibi, Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımızı da devlete karşı bazı taleplerde bulunup, imtiyazlar almaları yönünde yönlendirenlerin bu iş için siyasi olarak HDP’yi silahlı mücadele olarak da PKK’yı kullandıklarını görüyoruz.

Ancak atladıkları bir nokta var, o gün ki Türk devletinden bugünkü devletin farkı, Türkiye’de yaşayan bütün vatandaşlarımız hiçbir fark gözetmeksizin yasal, anayasal, hukuksal olarak ve gönül rahatlığıyla Türk sayılmaktadır. Herkes kanun önünde eşittir. Hal böyle olunca bunların planları yıllardır tutmuyor. Bizi birbirimizden koparamıyorlar, karşı karşıya getiremiyorlar ne kadar acı çeksek, üzülsek, sinirlensek de bu oyuna gelmiyoruz.

Ben şuna inanıyorum ki, biz bu oyuna gelmesek dahi devlet olarak şuan ki kararlılığımızı ve bölgede yaşanacak gelişmelere seyirci kalmayıp müdahil olarak önce kendi güvenliğimizi ve sonrasında da Ortadoğu’da yaşayan bütün kardeşlerimizin güvenliğini düşünecek şekilde davrandıkça, bu “teoride” büyük olan devletler bizim üzerimize gelmekten vaz geçmeyecekler…

Belki kısa bir süre sonra biri çıkıp diyecek ki ABD, Rusya, İran, AB, Çin hepsi birleşmiş bize doğru yaklaşıyorlar… Bizde o zaman aynı atamız Sultan Alparslan gibi diyeceğiz ki, sıkıntı yok zira bizde onlara yaklaşıyoruz…

Nasıl tarih boyunca bazı meydan savaşlarında, karşıdaki ordunun kendileri ile aynı dili yani Türkçeyi konuştuğunu görüp, taraf değiştiren Türk boyları olmuşsa, bugünde benzer durumlar söz konusudur.

Rusya’nın etrafı Türk evlatları ile çevirilidir.

İran içinde Tebriz, Bakü, Ankara diye yeri göğü inleten 40 milyona yakın Türk evladı mevcuttur ki bize 40 tanesi bile yeterlidir.

AB içinde şahsı Türk bir dünya gurbetçi yaşamakla birlikte, gönlü Türk Bosna’da Kosova’da, Manastır’da bir dünya kardeşimiz bizi beklemektedir.

Çin ne kadar kendinden emin ve gizemli gözükse de biz Hazar’ın kıyısına geldiğimizde Kaşgar’dan bizi görerek dağları eritecek kardeşlerimiz vardır.

ABD uzak olduğuna güvenmesin, onların topu tüfeği bilmem neyi olsa da, bizimde hak yolunda yardımcımız her şeyden büyük Allah’ımız vardır..

Şimdi kim çıkar bu meydandan… cevabı yüreğinizde..

 

Şu yeryüzü er meydanı

Gönül sevmez her meydanı

Yüreksize yorgan döşek,

 Koç yiğite ver meydanı.

 

Başbuğlar tuğ kaldıranda,

 Atlar dizgin dolduranda,

 Malazgirt’te, Çaldıran’da

 Sakarya’da gör meydanı.

 

Kaytan bıyık bura bura

Gakkoş, Dadaş sıra sıra

Elaziz’de Çay’da Çıra,

Erzurum’da bar meydanı.

 

Ey içi boş, dışı süslü!

Eli kirli, yüzü paslı!

Yetişsin Asım’ın nesli

Etsin sana dar meydanı!

 

Geldiği gün kutlu çağrı

Bas, titresin yerin bağrı.

Doğu’dan batıya doğru

Bir yay gibi ger meydanı.

 

Ben Türk’üm! De, dur sözünde,

Yürü Bozkurt’un izinde

Kalmasın şu yer yüzünde

Şerirlere şer meydanı.

 

Tanrı Kut Mete Çağı’ndan,

Son Peygamber kucağından,

 Hacı Bektaş ocağından,

 Açık bize sır meydanı.

 

Hayaller kalınca güdük

Açıldı surlarda gedik…

Mehter sustu, öttü düdük,

Rezil oldu er meydanı!

 

Yeryüzünde kalsan da tek

 Eğme boyun, öpme etek!

Çin seddinden, Nemçe’ye dek

Yeni baştan sar meydanı.

 

Bak neler var dünlerinde

Acı, tatlı günlerinde…

Dumlupınar önlerinde

Mehmetçik’ten sor meydanı.

 

Sancaklar kalmasın aysız,

Boz Oklar Üç Oklar yaysız

Soyunu bilmeyen soysuz

Düşmanına kor meydanı.

 

Ayrılık can paresidir,

Sıla, gurbet çaresidir,

Ahi Evran töresidir.

Yarenlerle yar meydanı.

 

Dön ardına bir bak hele

Hatırına neler gele…

Dar boğazda Çanakkale,

Tarihin en zor meydanı!

 

Git danış büyük ceddine,

Sor doğuda Çin seddine,

Girmek kimlerin haddine

Sen açmazsan bir meydanı!

 

Çabuk söner şişirdiğin

Soya çeker devşirdiğin…

Kırk Bismillahla girdiğin

Meydan, şimdi kir meydanı.

 

İtibar olmazsa ere

Düşmana kim göğüs gere?

Kör döğüşü olan yere

Derler elbet kör meydanı!

 

Uyanınca Türk’ün özü,

Gerçekleşir Tanrı sözü…

Olur bir gun şu yer yüzü,

İnsanlığın hür meydanı!

 

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu