Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

 

Elimde gök renginde bir kılıç dörtnala Budin’e yetişmeye çalışıyorum..

İleride büyük bir çınar ağacının ay ışığında oluşan karanlık gölgesinde başka bir karanlık gözüküyor, ben çok aldırış etmeyip hızımı kesmeden ilerliyorum.

Bütün bu karanlıklardan daha siyah olmasına rağmen Karatay, gölgenin kıpırdamasıyla ürküp aniden şahlanıyor bende tam o anda üzerinden düşmeyeyim diye omuzlarımın üzerinden yuvarlanıp ağacın dibinde az önceki gölge ile burun buruna geliyorum.

 

“Nereye gidiyorsun ne bu acele?” diyor, yaprağın kıpırdamasıyla aksakalları parlayan, elinde asasıyla duran ihtiyar.

 

“Budin’e” diye tam cevap verecek iken “Bu kılıçla mı kurtaracaksın Budin’i?” diye devam ediyor.

 

“Biz Türkler ecelimizi yatağımızda beklemeyi sevmeyiz” diyerek cevap veriyorum.

“Yok yere ölmenin manası nedir?”

 

“Biz ecel gelmedikçe ölmeyeceğimize, savaşta ölünce ise şehit olacağımıza inanırız” diyerek sorularıyla vakit kaybettirdiği için tam kızacakken birden ortadan kayboluyor, bende nasıl olduysa Tuna kıyısında kendimi buluyorum. Onca yolu nasıl aldım diye düşünüp, aksakallı Allah dostuymuş diyerek Tuna’nın kokusunu içime çekiyorum.

 

Şimdi nereden çıktı Budin, ne hayalperest adamsın demeyin sakın. Tarihin sayfalarında dolaşırken ister istemez kendi içine çekiyor beni.

 

Yıl 1699.

İkinci viyana kuşatmasından sonra Haçlılar ile devam eden uzun süreli harp Osmanlı devletini yıpratmış yüzyıllar sonra ilk defa geri çekilmek zorunda kalan Osmanlı devleti Karlofça Antlaşması’nı imzalamak durumunda kalmış Macaristan, Ukrayna, Podolya, Mora ve Dalmaçya elinden çıkmıştı.

 

Çeşmelerde abdest alınmaz oldu
Camilerde namaz kılınmaz oldu
Mamur olan yerler hep harap oldu
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin'i

 

O günleri anlatan bu güzel şiiri okuyup içlenmemek, bir hayale dalıp yalın kılıç Budin’e sefere gitmemek elde değildi.

 

Karlofça antlaşmasından yaklaşık yüz yıl sonra 1789’da III. Selim tahta çıkıyor. Gördüğü manzara, Avusturyalılar ile Ruslar savaşta, Fransa’da ise büyük ihtilal başlamış durumda. Osmanlı orduları ağır mağlubiyetlere uğruyor. Kırım Ruslar tarafından ele geçiriliyor.

Tahta çıkmadan önce memleket adına endişelenen ve ilim, teknik ve askeri alanlarda ıslahatlar yapılması gerektiğini, bu çöküşün ancak bu şekilde durdurulabileceğini düşünen büyük vatanperver Sultan III. Selim, Kırım kaybedilince yüreğindeki acıyı ortaya çıkaran “Bizim bu memleket kalsın mı böyle” dizelerini yazıyor.

 

Sonrasında ise devlet adamlarından devleti bu çukurdan çıkarmak için ne yapmak gerektiği konusunda fikirlerini hazırlamaları yönünde talimat veriyor. Yapılan toplantıda “Allah aşkına devlet elden gidiyor, sizde bu devlette hissemendsiniz (pay sahibisiniz)” diyerek herkesin fikirlerini açık olarak söylemesini istiyor.

 

Gelelim günümüze, 14 yıldır bildiğiniz üzere AKP iktidarları ile yönetiliyoruz. Bu iktidar sahipleri aldıkları onca oya, çıkardıkları onca milletvekiline, kendi tabirleri ile Mevla’nın verdikçe vermesine rağmen ülkeyi getirdikleri nokta 15 Temmuz akşamında ortaya çıktı.

Devletin birçok organları neredeyse tamamıyla ele geçirilmiş ve bir Amerikan mandasına hazır edilmiş durumdaydı ki, bir milli ruh yükseldi arşı zeminden ve biniverdi tepelerine.

Basın yayın organları yaptıkları haberler ile memleketin tomografisini çekip ortaya koydular.

Yapılan ele geçirme operasyonun mahiyetinin sandığımızdan da büyük olduğunu o zaman anladık.  

 

Tabi bu günlere öyle kolay gelmedik, 14 yıldır tek başına iktidar olmanın tüm nimetlerini kendi çıkarları doğrultusunda kullananlar, özellikle Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra bir sürü anayasa ve hukuka aykırı durum oluşturmuşlar ve hiçbir şekilde hesaba tutulmamışlardır.

Ne yolsuzluk, ne kanunsuzluk ne devleti ve kurumlarını paralel yapı terör örgütüne peşkeş çekmekten dolayı kendi içlerinde bir adalet sağlayamamışlardır.

Şimdi ise kanun hükmünde kararnameler ile ele geçirilen devleti kurtarmaya çalışırlarken yine bu kararnameleri kendi mensupları ve yöneticilerine tam anlamıyla uygulamadıkları görülmektedir.

Üstüne üstelik içeride dışarıda memleketin içinde bulunduğu kötü durumdan memleketi kurtarmanın tek yolunun başkanlık sisteminden geçtiği noktasında sürekli bir algı yaymaya çalışmaktadırlar.

Hâlbuki aynı şahsiyetler yıllardır İSTİKRAR sürsün diye milletten oy talep etmiş, almışlar ve karşılığında ele geçirilmek üzere bir memleket ile bizi burun buruna getirmişlerdi.

Başkanlık geldiğinde ne değişecekti!

 

Bu tabloyu gören MHP lideri Devlet Bahçeli çıkarın ağzınızdan baklayı, cesaretiniz varsa koyun ortaya aklınızdan geçenleri dedi.

Ben konuşmayı dinlediğimde ilk aklıma gelen Sultan III. Selimin

 

“Bizim bu memleket kalsın mı böyle” dizleri oldu.

 

Şimdi değerli değerli vatandaşlarımıza bende sormak istiyorum;

 

Kalsın mı memleket hukuksuzluk içinde böyle?

Kalsın mı memleket tedirginlik içinde böyle?

Kalsın mı memleket şehitler içinde böyle?

Kalsın mı memleket ayrışma içinde böyle?

Kalsın mı memleket her an işgal tehlikesi içinde böyle?

 

Bizim bu memleket kalsın mı böyle?

 

Hepimiz bu memlekette pay sahibiyiz ve bu gidişata karşı fikir ve endişelerimizi belirtmek durumundayız. Biz ülkücüler olarak parlamenter sistemden yana olup, memleket adına yapılacak rejim tartışmasında bu yönde düşüncemizi her zaman savunacağız. Fakat hayal ürünü sistemler ve tartışmalar içerisinde memleketin kaderine terk edilmesine müsaade etmeyeceğiz.

Kendisiyle hesaplaşmaya korkan ve mevcut düzeni de hayal ettiği düzeni de bunu sürdürmek için getirmek isteyen tüm yapılara hesap sormak için Allah’ın inayetiyle milletin gönlünden çıkarak tek başımıza iktidar olacağız.

 

Kalın sağlıcakla.