“Büyük ve guçlü olan değil oğul, Allah (C.C) kimin yanındaysa o kazanır.”

İBN-İ  ARABİ

Bir yola girmek ve o yolda ilerlemek istiyorsan doğrulukta ve istikametinde kararlı ve adaletli olursan hem Rabbim seni bu yolda bırakmıyor hem de sağa sola çarptırmadan dümdüz ilerletiyor.

Bunu yaşamış olduğum tecrübelere dayanarak söylüyorum.

Seçtiğiniz bir vazifeyi seçmiş olmak için ya da menfaatleriniz için kullanırsanız birgün gelir öyle bir düşersiniz ki ne olduğunu siz bile anlayamazsınız.

Ah o benlik yok mudur?

Rabbimin bile nefret ettiği o benliğinizi kuvvetli ve sağlam sanırsınız ama tokatı yediğinizde oturduğunuz yerden kalkamazsınız.

Rabbimin eninde sonunda atacağı tokadı bilirsiniz de, işinize gelmez.

İşte bu yüzden ne olursa olsun fırıldak gibi dönmenize  gerek yok.

Belki dilim size sivri gelebilir.Fakat, yalancı ve riyakar dillerin yanında benim sivri dilim yalnız Hakk’ ı söyler,Hakk’ı konuşur.Bu yolda da ilerlemeye karar verdiğim için dilimin neye hizmet edeceğini ben bilirim.

“Tevekkül kuldan takdir Allah’tandır.”

Bizler nasıl çalışırsak çalışalım ne yaparsak yapalım nasibimizden öteye gidemeyiz.

Ama bu oturup nasibimizi bekleyeceğiz anlamına gelmez.Mücadeleye devam edeceğiz.Yılmadan ve bıkmadan.

Ben her zaman insanlara verilen yetki ve makamların onların ahretlerini kazanabilmelerine bir fırsat olarak nasip edildiğini düşünmüş ve savunmuşumdur.

Tabi ki bu durum,kabul edip aldığımız görev ve yetkileri neye yöne kullanacağımıza bağlı.

Vakıf görevini kabul ettiğim üç yıldan beri pek çok olaylara pek çok da hikayelere bizzat yaşayarak tanık oldum.Ama hepsinde de sebep-sonuç ilişkisi çıkarmayı zamanla öğrendim.

Hiç unutmadığım ve bu yolda ilerlememe vesile olan bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Şu an içinde bulunduğum vakfın üyeliğine girmeyi bana teklif ettiklerinde bu işin hayli zor, meşakkatli ve fedakarlık isteyen bir iş olduğunu  ve bu meşakkati bu fedakarlığı yapabilecek miyim diye çok düşündüm ve kararsız kaldım.

Eşim ve kızımla istişare ettikten sonra kabul ettim.

Ne iş olursa olsun bana ne görev verilirse verilsin asla kimseye güvenerek hareket etmedim.

Sadece Rabbime sığınırım ve işime bakarım.

Başkalarının eline eteğine güvenerek çalışılacaksa senin yaptığın hizmet nedir diye de hep sorarım kendime…

Yeni aile kayıtlarıma başlamış ve çalışmalarıma yeni yön vermiştim.Kanser hastası bir ablamız vefat etmişti.Onunla ölmeden iki ay önce tanışmıştım.

Rabbim nur içinde yatırsın.

Hem maddi hem manevi zorluklar içinde geçen bir hayatı vardı.Bana çocuklarını emanet edebilecek kadar güven verdiysem ne mutlu fakat çok ağır bir yüktü bu emanet.

“Sen onları bırakma dediğinde önce Allah diyebildim sadece.”

Ben neyim ki Ya Rab ! Sen vermezsen ben neyleyim ne ederim.

Aile fakir bir aileydi ama sevenleri ve akrabaları cenazeye minibüslerle gelince o gelenleri ağırlamak gerekirdi.

Daha yeni başlamıştık çalışmalara,bizi tanıyan bizim ne iş yaptığımızı bilen bize destek olabilecek kimseyi tanımıyordum.

Kendi başımıza da yetecek gücümüz yoktu.

Aklıma o zamanın bir mevki sahibi geldi.Duyarlılık göstereceğine emindim.Telefonu da ben de mevcut olduğu için aradım durumu anlattım.

Ben 50-60 kişilik yemek istedim,Allah razı olsun o kişi nüfusunu kullanarak 100-150 kişilik üç gün yetecek yemek gönderdi.

Çok mutlu olmuştum.Ailenin diğer fertleri de rahatlamışlar ve çocuklar acılarını mı düşünsünler gelenleri nasıl ağırlayacaklarını mı düşünsünler karmaşasından kurtulmuşlardı.

O huzurla ve sevinçle eşime ,

“Tabi canım onlar güçlü ve paralı insanlar,bir  telefonla yetkilerini kullanıp işi götürdüler.Ama kıskandım.Böyle güzel bir olaya noktayı koydular.Asıl kimseyi aramadan ben yapmak isterdim.Ama biz daha neyiz ki…” diye söyleyince,

Eşimin bana kızarak,

“Siz onlardan daha güçlüsünüz.Sadece bu doğrultuda çalışın ve sabredin.Onları bilemem ama sizin yanınızda Allah (C.C) var.Sen bu yola O’nun rızasını kazanmak için çıkmadın mı?” serzenişi, beni kendime getiren ilk kıvılcım oldu.

İşte bu istikametlerle bugüne geldik Elhamdülillah.

Kızmadık mı kızdık ama sabrettik,yorulmadık mı yorulduk ama sabrettik.

Bazen dilimiz sivrildi,bazen hiddetlendik ama vazgeçmedik doğruluktan.

Susmayı ve beklemeyi de öğrendik.

Neden mi?

Çünkü,” O (C.C) neylerse güzel eyler.”

Umutsuz zamanlarımızın arkasından beliren ışığı yüzümüze tutan,yolunda yollarımızı açan ve başka yöne kaydırmayan,sevinsek de üzülsek de hep yanımızda olduğunu hissettiren Rabbime sonsuz şükürler olsun.

Evet kardeşlerim,işte bu sebeple

BİZ İŞİMİZE BAKARIZ…

Allah’a emanet olun…