Edebiyat-Kültür- Sanat

 

Değerli okurlar, hoş geldiniz! Muhtemelen yazının başlığı sizleri buraya çekti. Normal… Zira sırrın ifşâsı ve bunu dosta düşmana duyurmak en büyük toplumsal sorunlarımızdan olsa gerek.  Hani atalarımız da uyarmış ya “Söyleme sırrını dostuna, dostun söyler dostuna!” diye. Ben bu yazının başlığını kullanırken haberciliğin en önemli kozlarından birini, “merak” dürtüsünü kullandım. Öncelikle belirteyim, haberci falan değilim. Derdim Hz. İbrahim’i yakmaya çalışan ateşe bir damla su taşıyan karınca misali, söndüremesem de tarafımı belli etmek. Tarafım “ilk emir” olan “oku!” kelâmına hizmet etmek! İlk emri “oku!” olan bir dinin mensupları olarak en az okuyan dünya milletlerinden biriyiz desem çok mu üst perdeden konuşmuş olurum? Sanırım olmam. Çünkü işte hendek, işte deve…

Türkiye’de üç farklı cenahın bulunduğu kanaatindeyim.  Bu cenahlardan birincisi ve en kalabalığını, “okumayanlar”, ikincisi “okuduğunu zannedenler” üçüncüsü ve en azınlığını da “okuyanlar” oluşturuyor. Son cenahtan Allah razı olsun. Az çok kitap karıştıranlar, azınlık da olsa bu ülke için mücadele edenlerdir. Okuduğunu zannedenlerden kastım gelişimlerine yarar sağlamayacak eser okuyanlardır. Ne yazık ki klâsik eserler veya fikrî alt yapı oluşturmak yerine Amerikan polisiye romanlarına takılan veya mevzusu beşerî aşkın basit söylemlerinden öteye gidemeyen popüler eserleri tüketenlere “okuduğunu zannedenler” demek pek de abes olmaz. Tabi en büyük sorunumuz ise "okumayanlar"ı oluşturan cenah...

Kısacası mevzuumuz okuma alışkanlığı ve bunun faydaları üzerine olacak. % 75’iniz yazıyı kapatabilirsiniz. Okumanın ne gibi faydaları vardır ve bizleri hangi konularda geliştirir bu sırların ifşasıyla meşgul olacağız. Önce hâl-i pür melâlimize değinelim. Beni üzen bir makale ve makalenin verilerinden bahsedeceğim sizlere. Çukurova Üniversitesi’nden Prof. Dr. İbrahim Ortaş “Kitap Okuru Bir Toplum muyuz?” başlıklı bir araştırmaya imza atmış. O da İ.Gürşen Kafkas’ın “Okuma Tutkusu” adlı araştırmasına atıfta bulunarak şu verileri sunuyor bizlere.

*AB ülkelerinde 7.500 kişiye bir kütüphane düşerken bizde 51 bin kişiye bir kütüphane düşüyor.

*Japonya’da bir yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılırken, Türkiye’de ise 23 milyon 500 bin kitap basılarak nerdeyse Japonya'da bir günde basılan kitap sayısı kadar kitap bizde bir yılda basılan kitap sayısına eşit.

* Türkiye’de her yüz kişiden 4-5’i kitap okuyor.

* Japonya’da bir kişi yılda 25 kitap okurken, bizde 6 kişi yılda bir kitap okuyor.

* Toplumun düzenli kitap okuma oranı %0.1

* Kitap toplum yaşamında 235. sırada bulunuyor.

* Toplumun %75’i kitap okumuyor. % 40 hiç kütüphaneye gitmemiş. Kütüphaneye gidenlerin önemli bir kısmı da okul kitabı veya ders kitabı için gitmiş.

Kitap okuma sayısı, kütüphane sayısı ve kıraathane sayısı ile karşılaştırıldığı zaman çok çok gerilerde olduğumuz ortaya çıkmaktadır. Bunun sır tarafı neresi diyeceksiniz. Biz bilinmeyen ve gizlenen şeye sır diyoruz. Yukarıdaki veriler hem biliniyor hem de gizlenmiyor ama işte bilinçaltı denilen bir yer var . Biz o bilinçaltı denilen soyut mekanizmayı çöplük niyetine kullanıyoruz. İşimize gelmeyen şeyi fırlatıveriyoruz oraya. Herkesin derdi yukarıda belirtilen olumsuz ibrenin olumlu hale getirilmesi olmalıdır. Burada en büyük görev, yine anne-babada ve eğitimcilerdedir.

Gelgelelim okumanın faydalarına… Haddimiz olmayarak ve öznel bir bakış açısıyla şöyle sıralayalım:

 

*Bir kere okuma alışkanlığı olan biri sıkılmaz. Nerede olursa olsun sıkıldığını hissettiği anda bir kitabın kapağını açacağı anda farklı dünyalar keşfetmeye başlayacaktır(Böylece telefonunun şarjı da uzun gidecektir.).

 

*Düzenli olarak kitap okuyan bir kimsenin kelime dağarcığı gelişecektir( Herhangi bir tezinizi savunurken karşınızdakini konuşmanızla ezeceksiniz.).

 

*Konular etrafınızda dönerken onlara müsait alıntılar olacak zihninizde. Konuya dahil olarak sosyal puanınız artıracaksınız(Bu alıntılara sahip olmanız demek sosyal medyada, kimin sözü kime ait, bilmeden paylaşmamanızı ve rezil olmamanızı sağlayacak.).

 

* Her kitap size başka hayatlar, başka insanlar, başka karakterler hakkında yeni bakış açıları kazandıracak. Böylece empati yetiniz gelişecek ve çok daha açık fikirli bir insan olacaksınız(bizim empatiye ekmek ve su gibi ihtiyacımız var.).

 

*Zeki bir insan olmanızı sağlayacak. Bu, yapılan araştırmalarla sabittir(Yani kitap zekânızın süsü olacak.).

 

*Yaratıcılığınız ve yorumlama kabiliyetiniz artacak. Özellikle muhabbet edeceğiniz konular genişleyecek. (Ne çok okumuş ‘maşallah’ densin istemez misiniz?).

 

*Kitap okuyarak daha duyarlı bireyler olacaksınız. (Belki bir çocuğun yanında küfretmenin nelere mâl olacağını belki de sokak aralarında arabalarınızla son ses müzik dinleme hastalığını yeneceksiniz.).

 

*Farklı kültürler öğrenecek, farklı bakış açılarıyla tanışacaksınız. Bu sizin hoşgörü özelliğinizi geliştirecek. (Yukarıda ‘empati’ önemli demiştik, ‘hoşgörü’ de o derece önemli bir ihtiyaç…).

 

*Hafızanız güçlenecektir. Zihninizi gereksiz bilgiler çöplüğü yapmak yerine faydalı bilgilerle meşgul edeceksiniz.

 

*Yoğun bir günden sonra ruh halinize uygun bir şiir okumak da stresinizi azaltacaktır.

 

 

Maddeleri artırmak mümkün… Bilinçaltına ittiğiniz iki önemli sırrı ifşâ ettim sizlere. Biri okuma-ma alışkanlığımız, biri de okumaya olan ihtiyacımız. Ovidus, “Gençliği kitapla beslenmeyen ulusların sonu acıdır.” diyor. Suç oranı düşsün, ülke kalkınsın, üretim artsın istiyorsak araştırıp sorgulayabilen gençlere ihtiyacımız var demektir.  Araştırıp sorgulayan bireyler “muhakeme gücü” gelişmiş bireylerdir. İşte bu güç, kitapla gelişir. Cemil Meriç’in Bu Ülke adlı kitabından bir pasajla bitirmek istiyorum yazımı. Sağlıcakla ve kitaplarla kalınız…

 

" Sıhhatli bir zekâ kitapları çalışmalarına tâbi kılar. Onun için eğlencelerin en asilidir okuma, daha doğrusu en asilleştiricisidir. Kitap zekâyı kibarlaştırır. Hassasiyetimizle düşüncemizi ancak kendi içimizde, zihnî hayatımızın derinliklerinde geliştirebiliriz. Ama, zekânın tavırlarım efendileştirmek için okumak zorundayız. Bazı kitapları, edebiyat ilminin bazı inceliklerini bilmemek, dâhiler için bile fikrî bir avamlık işareti."(Cemil Meriç-Bu Ülke)