Edebiyat-Kültür- Sanat

Gençlik şarapsız sarhoşluktur diyor Voltaire. Biz de bu tanımı ruhun en dingin halidir diye devam ettirelim. Çorak ve susuz bir tarla düşününüz. Tarlayı işlerseniz bin bir renkte çiçek yetiştirebilir, bu güzelliğe hayran kalabilirsiniz. Şayet işlemezseniz o tarlada kuru çalılar veya dikenler biter. Baktıkça bu tarlanın istikbâli içinizi karartır. Bugün bu istikbâle bakarak gönlünü hoş tutanlara biraz “fazla iyimser” olarak bakıyorum. Pek tabii bir tarlada gül de biter diken de. Ne dikene bakıp kasvetle hareketsiz kalmak ne de birkaç gülle övünüp görevimizi tamamladık demek bizlere yakışmaz. Çünkü en kutsal emanetçilerimiz yani gençlerimiz, evde, sokakta, okulda her daim sempati duydukları kişiler veya kavramlarla kişiliklerini oluştururlar. Bugünün gençliği, özellikle lise-üniversite çağını verimli geçirebiliyor mu? İlmin de sosyal hayatın da zevkine erebiliyor mu? Bunlara “evet” demek çok zor.

Ütopyaları bilirsiniz. Gerçekleşmesi hayale bağlı düşüncelerdir. Yazımın başlığında hayal ediyorum dedim ki bu da geleceğe ütopik bir çağrıdır. Bir nesli sihirli değneğiniz yoksa bir anda değiştirmeniz imkânsız. Nesiller, köklü, sürekliliği olan eğitim sistemleri ve sunulan imkânlarla kendilerini ifade edecekleri ortamları bulurlar. Şayet bu ortamları bulamazlarsa, o gençleri kaybetmek işten bile değildir.

Neleri kaybettik ve neleri kazandırabilir diye oturup düşünmemiz lazım. Birincisi maddeleşmek veya entel adıyla materyalist bir zihniyete bürünmek çağımız gençlerinin en acımasız hastalığıdır. Bu maddeleşmeyi kullandıkları kelimelerde bile görüyoruz. Sözgelimi “kopmak” deyince ne anlarsınız? Ben, şayet anormal birisi değilsem, bir nesnenin bir parçasının ayrılmasını anlarım. Ancak yeni nesil bunu “eğlenmek, temâşâ etmek, muhabbet etmek, vb.” sözcüklerin yerine kullanıyor. Bunu da ağızlarını büzerek “falancalarda kopuyoz” şeklinde kullandıklarında artık illallah ediyorsunuz. Daha birçok örnek verebilirim, sevdalar artık “çıkmak”, sevgililer “manita”, arkadaş ve dostlar “kanki” gibi sözcüklerle karşılanıyor. Adamlığın bile derecesini buldu bu maddeleşen gençler: Adamın dibi…  

Mâlumunuz çağımız teknoloji çağı. Özellikle ortaokul-lise dönemi gençlerinin üç büyük düşmanı var: televizyon, internet ve telefon. Şimdi diyeceksiniz ki bu iletişim araçları gençlere neden düşman olsun! Çok basit. Birkaç örnekle bunu da açalım. Birincisi televizyon. Bu muhterem alet hayatımıza girdi gireli zaten büyülendik. Bir öğretmen, herhangi bir ahlâk kuralını bir öğrenciye anlatmak için belki de aylarını veriyor. Ancak gencimiz eve gidip iki saat boyunca “Bu Tarz Benim” gibi ahlaksız ve ne idüğü belirsiz bir program izliyor. Bu program bir öğretmenin 40 dakikalık dersinden daha renkli olduğundan öğrenci için daha cazip ve uygulanabilir oluyor. Yine bilgisayardaki sosyal ağlar da renkli ve popüler olma çabalarıyla yeni neslin adeta büyülenmesine neden oluyor. Allah aşkına sabahları okul yollarına düşen gençlere bir bakın. Ölümle burun burunalar. Neden mi? Gözlerini dikdikleri akıllı telefonlardan kaldırımda bile doğru dürüst yürüyemiyorlar. Her an bir trafik kazasıyla burun burunalar. Zira kulaklarına da kulaklık taktılarsa vay hallerine!

Okumuyor-okutmuyoruz. Bu cümleyi açalım: Aileler okumuyor ki çocuklar veya gençler okusun. İlk emri “Oku!” olan bir dinin mensupları olarak okuma oranında utanılacak haldeyiz. Bakınız bir araştırma verisine göre ülkemizde ortalama bir kişinin kitaba harcadığı para 6.50 TL iken iletişime harcadığı para 213.00 TL. Bu da bizi çok konuşan az okuyan bir millet yapar.

Milli-mânevi değerlerimiz yozlaştı. Bunu ben daha çok sosyal medyaya bağlıyorum. İşin dini tarafına girip de riyakârlık yapmak değil amacım. Din, ailede öğrenilir ve aile temeli iyi atarsa mensup olduğu dinin gereklerini yerine getiren bir nesil illa ortaya çıkar. Zira belli bir yaştan sonra oradan buradan öğrenilen din, yama gibi duruyor insanlarda. Milli hassasiyetler noktasında ise okullara büyük görevler düşüyor. Sabahları İstiklâl Marşı’nı bile mırıldanarak söyleyen gençlerin mesulü, o okuldaki eğiticilerdir. Bayrak, vatan, millet, marş, bunlar kutsal değerler. Bu değerleri aşılayamayan bir eğitmen sadece kâğıt üstünde kayıtlı bir memurdur.

Gelgelelim çözüm önerilerine.

Birincisi şu aileler pek kıymetli televizyonlarını belli süreler kapatsınlar. Oturup çocuklarıyla ilgilensinler. Onların ödevlerine yardım edip beraber onlarla kitap okusunlar.  Atla deve değil. Çocuk sokakta büyüyen sadece bedenden oluşan bir varlık değil. Ruhunu zenginleştirmek için ilk görevli ailedir.

İkincisi akıllı telefonlar ortaokul ve lise düzeylerinde yasaklansın. Bu çok radikal bir karar değil. MEB isterse yapabilir.Getirenlere disiplin cezaları uygulanabilir. Eğitim kalitesinin de artacağına adım gibi eminim. Ayrıca okul kütüphaneleri zenginleştirilerek bu kütüphaneler gençlere daha çok hitap eden kitaplarla doldurulabilir. Burada okuma aşkını aşılama işi de öğretmenlere düşer. Tüm branşlar bu aşkı isterlerse aşılayabilirler.

Toplum ahlâkını tehdit eden suçlara karşı yaptırımlar genişletilmeli. Yere tükürmeden tutun da küfürlü konuşmaya kadar mide bulandıran birçok şeyle karşı karşıyayız. Özellikle tribünlerdeki olaylar, sporu bile itici hale getirdi. Suç cezayla karşılanmayınca suçun oranı da artacaktır. Sokaklar bir gün  uyuşturucu madde kullanan gençlerle dolarsa şaşırmam. En verimli çağında uyuşturucuya kurban giden herhangi bir genç, hepimizin içini acıtır.

Güzel bir bayram gününde ben bardağın boş tarafından bahsettim. Çünkü ağır gelen taraf ne yazık ki bu bahsettiğim taraftır. Ben, aynaya veya akıllı telefonuna esir olmaktan çok kendi kütüphanesini kuran bir nesil hayal ediyorum; ben, gösterişi “modifiye şahin”e taktığı abartı egzozla arayanı değil, akademik başarıyla sağlayanı hayal ediyorum; ben, manevi dünyasıyla olgunlaşmış, milli hassasiyetiyle bayrak gibi bakan bir gençlik hayal ediyorum. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği nesil, mankurtlaşmış değil, üretken ve milli değerlere sâdık bir nesildir. Bu vesileyle ben de hayallerim ve ütopyalarıma sadık kalarak  19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı en içten dileklerle kutluyor, daha güzel yarınlara çıkmak dileğiyle diyorum.