Edebiyat-Kültür- Sanat

Akıl ve fikir sözcükleri her ne kadar yakın görünseler de mânâ açısından çok büyük farklılıklar göstermektedirler. Her aklı olanın fikri olamayacağı gibi her fikir de akla mantığa sığmayabilir. Fikri beslemek, ömrünü belli fikirler uğruna feda etmiş önemli şahsiyetleri okumak ve onları idrak etmekle mümkündür. Türk yazın hayatında öyle büyük simalar vardır ki ya fikirsizlerin saldırılarıyla itibarsızlaştırılmışlar ya da kıymet bilen kuyumcuların titizliğiyle gelecek nesillere aktarılmışlardır. 3 Mayıs Türkçülük Bayramı gibi özel bir günde işte böyle büyük bir sîmadan bahis açmak ve onun büyük eserlerinden birini özellikle önermek yerinde olacaktır.

Türk kültür hayatında, Türk sosyolojisinde ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devrimlerinin temellerinde âdeta bir mihenk taşıdır Ziya Gökalp. 23 Mart 1876’da Diyarbakır’da dünyaya gelen Ziya Gökalp, çalkantılı bir eğitim hayatının ardından bir yandan araştırmalar yapıp sosyoloji dersleri vermeye çalışırken, diğer yandan siyasetle de irtibat halinde olmuştur. Yaptığı araştırmalar ve yayımladığı eserler, onu üniversiteye çekerken siyasetle olan ilişkileri nedeniyle hapishane ve sürgün yılları da yaşamak zorunda kalmıştır. Diyarbakır’da otuz üç sayı çıkan Küçük Mecmua’nın hemen her sayısında araştırma yazılarını ve şiirlerini yayımlayan Ziya Gökalp, diğer yandan Türk Yurdu, Halka Doğru, Türk Sözü, İslâm Mecmuası, İçtimâiyyat Mecmuası, Millî Tetebbûlar Mecmuası, Yeni Mecmua gibi çeşitli dergilerde de yazılar yazmaya devam etmiştir. Atatürk’ün de isteğiyle Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nde yazılar yazmış, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında ve kültür politikalarının geliştirilmesinde siyasî kadrolara önemli katkılar yapmıştır. Türkiye’de Türklük, İslamlık ve Batılılaşma gibi kavramları “Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak” adlı kitabıyla tartışmaya açmış; Türkçülüğün tarihi, hars, medeniyet, millî vicdan, millî tesanüt kavramlarının izahını ve dilde, dinde, ahlakta, hukukta, felsefede, siyasette Türkçülüğü “Türkçülüğün Esasları” başlıklı çalışmasında anlatmıştır. İşte bizim de “başucu kitabı” dediğimiz Türkçülüğün Esasları, Cumhuriyet aydınının ana başvuru kaynaklarından birisi olmuştur.

Gökalp, kitabına öncelikle Türkçülük fikrinin tarihçesi ve tanımıyla başlar. Bu tanım her ne kadar basit gibi görünse de sosyal hayatta herkese bir amaç yüklemektedir. Ona göre Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir. Bu yükseltmenin nasıl olacağıyla ilgili ahlak kurallarıysa yine kitapta sıralanır: dini hayat, ahlâkî hayat, hukukî hayat, estetik hayat, iktisadî hayat, lisanî hayat, fennî hayat… Gökalp tüm bu detaylara değinirken Türk tarihinden örnekler verir. Büyük Türk devletlerinin kalıcılığının sırlarıyla dolu örnekleri, aynı zamanda bizlere Türk tarihinin de gizemli kapılarını açar. Gökalp, Hunlardan, Köktürklerden verdiği misallerle yeni kurulan bir Cumhuriyet için kimlik inşası çabasındadır. Bu kimlik inşasında en çarpıcı konulardan birisi de kuşkusuz milli kültür-medeniyet meselesidir. Bunların farklı kavramlar olduklarını belirtir. Kültür, milli, medeniyet ise uluslar arası bir kavramdır. Medeniyet bir milletten başka bir millete geçebilir kültür ise geçemez; yalnızca bir millete aittir. Bu yaklaşım bizi “özünden kopmadan Batılılaşmak” ilkesine götürür.  

Bugünün Türkiye’si post modern çağın getirdikleri ve bizden çaldıklarıyla arşivine muhtaç hale gelmiştir. Arşivine diyorum çünkü Türk genci H.Nihal Atsız’ı, Z.Gökalp’ı okuyup milli ögelere sıkı sıkıya bağlanmak; M.Âkif ve N.Fazıl’ı okuyup İslâm’la yoğrulmak; Ahmet Haşim ve Yahya Kemal’i okuyup estetik hazza ulaşmak; Kemal Tahir’i okuyup toplumsal bir gerçekliğe ulaşmak zorundadır. Popüler kültür, özellikle ekranlarla(TV,telefon,bilgisayar) ruhumuzu sıyırıp almış durumda. Bundan kurtuluş ise çocuklarımızı bol okuyan, sorgulayan ve üreten bireyler olarak yetiştirmekle olur. 20 yaşını geçmiş bir gençliğin sınavlardan yaptığı netleri, fikir ve ahlakındaki düzeyden önemliyse işte o zaman ilerlemek bir hayale dönüşür. Çünkü vatanî ahlakı olmayan bireylerin fazlalığı, bu ülkeden bir daha Oktay Sinanoğlu, Aziz Sancar gibi büyük bilim adamlarının çıkmasının hayale dönüşmesi demektir.  

Değerli okuyucular! Çocuklarınıza lise çağlarından itibaren başta Türkçülüğün Esasları olmak üzere Ziya Gökalp’ın eserlerini okutun! Mustafa Kemal Atatürk’ün “fikirlerimin babası” dediği bu büyük düşünür, genç dimağlarda büyük tesirler bırakacak, onların Türk milletini yükseltmek için mücadele etmesini sağlayacaktır. Kimilerine göre “basit ve hamasi” olarak görülen Ziya Gökalp’ın eserleri şu anki eğitim-öğretim seviyemize oldukça uygun bir reçetedir.  Okumanız ve okutmanız dileklerimle…

Sağlıcakla kalınız…