Öncelikle 2019-2020 Eğitim-Öğretim yılı tüm öğretmen, Öğrenci ve Halkımıza hayırlı olması temennisiyle. Öğrencilerimize zihin açıklığı diler, tüm Eğitim camiasına başarılar dilerim.

Her dönem olduğu gibi bu dönemde Eğitimcilere büyük görevler düşüyor. Günümüz şartlarında isteğim ve dileğim odur ki, okuyan, okuduğunu anlayan, araştıran, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı ahlaklı, dinini bilen ve yaşayan gençler yetiştirilmesidir.

Günümüzde ki en büyük sorun, herkes konuşuyor, herkes dinliyor ama araştırmadıkları için dinleyenlerin bilmediği, anlamak için çaba göstermediği insanların çoğunlukta olması.

Bilerek dinleyen, konuşulanların ne olduğunu araştıran bir neslin yetiştirilmesi için saygıdeğer öğretmenlerimize büyük görevler düşüyor. Günümüzde kişiler bilmediği konuyu söyleyenden dolayı kabul ederek cehaletin devamını sağlamalarıdır. Burada önemli olan konuşmak değil, dinleyenlerin eğitimli olmasıdır.

Geçmişten günümüze en büyük tehlikenin cehalet olduğu, Peygamber efendimizin zamanından beri görülmektedir. Okuduğum bir kitabın günümüzü anlatan bir sayfası ile bu haftaki yazımızı sizlerle paylaşıyorum.

Rabia Arapça’da “dördüncü” demektir.

Öyle sanıldığı gibi mübarek ve anlamlı bir isim değildir.

Çünkü Arap kültüründe, kız çocukları insandan sayılmadığı için, kızı olanlar isim vermez numara verirlerdi.

Vahide isim değildi, birinci demekti. İlk doğan kıza verilen numaraydı.

Saniye ikinci demekti, ikinci kızı olana verilen numaraydı.

Selase ve Bite isimleri üçüncü demekti, üçüncü doğan kızlara verilen numaraydı.

Rabia da dördüncü demekti, dördüncü doğan kıza verilen numaraydı.

Bizimkilerde Rabia’yı çok mübarek ve çok dini içerikli bir isim zannederler, bilmiyorlar ki Araplar, insandan saymadığı ve isim vermeye lüzum görmediği kız çocuklarına işte böyle numara takarlardı, tıpkı otomobillere takılan plakalar gibi.!

Dünya kurulduğundan beri kız çocuklarını, diri diri toprağa gömen kültüre sahip tek millet Araplardı.

Bunun esas sebebi ise, tefecilik yapan, fahiş faizlerle verdikleri paraları ödeyemeyen kişilerin kızlarına, karılarına el koyup pazarlayan insafsız ve ahlaksız, Arap egemenlerinin eline düşmesinden korkan Araplar, yeni doğan kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek bu akıbetten koruduklarını zannederlerdi..

Peki o çağlarda Türk’ler nasıldı?

Türk’ler kız çocuklarına, hatunlarına değer veren, onları önemseyen, insan yerine koyan, komutanlar ve hakanlar gibi yetiştiren tek tanrılı dine mensup bir milletti.

Ve insan hakları açısından da çağdaş kültürün örneklerini vermiş önder uluslardandı.

Eski Türkçe’de “namus” sözcüğü yoktu çünkü namussuzluk nedir bilmezlerdi!

Türk geleneğinde kadın arkadaştı, kadın anneydi, kadın sevgiliydi, tek başına bir devletti.

Kadın dövmek maalesef Türk’lerin Arap kültürüyle tanıştıktan sonra başlayan bir olaydır.

Eski Türk kültüründe, örfünde kadın her zaman el üstünde tutulurdu.

Tarihe geçmiş Cengizhan’ın eşi için söylediği

“Ben sizin han’ınızım, bu da benim han’ım” sözleriyle dilimize yerleşen “hanım” kelimesi de bunu göstermektedir!

Yani KADIN EVİN HANIYDI,

Mustafa Durmuş’ un Tomris’ ten Rabiya’ a adlı kitabından..