O akşam Annemin beline lastik geçirerek diktiği haki renkteki pantolonum ve pazardan aldığı kısa kollu hafif çiçekli desenleri olan gayet ince dokunmuş gömleğimi,yanı başımdaki ayakları ahşap üzeri sert muşambadan kaplı olan sandalyenin üzerine bıraktım....

Kalbim kıpır kıpır....

İçimde tarifsiz bir heyecan....Tek kişilik demir divanda bir sağa bir sola dönerek uyumaya çalışıyorum...

Desenlerine bin bir türlü anlam yüklediğim perdeye bakıp bakıp hayal dünyasına dalıyorum....

Ayakları varaklı,geniş oymaları ile bir saraya ait izlenimi uyandıran Masanın üzerindeki Antika sürahi çok asil duruyor...

O zamanlarda her evde aşağı yukarı bu perde modellerinden olurdu....

Bu hayal dünyası içerinde uyuyakalmışım....

Sabahın ilk saatlerinde,Annem çoktan kalkmış,kahvaltı için yer soframızı hazırlamıştı....

Babamın atölyede kendi elleri ile yaptığı,ahşaptan bir birine ortasından çivilenmiş sini bacaklarını,yere serdiği sofra bezinin üzerine yerleştirdi annem...

Sini bacaklarının üzerine alüminyumdan yapılmış yuvarlak ve parlak Siniyi koydu....

Zaten çok çeşitli bir kahvaltı soframız olmazdı o yıllarda....

Zeytin Çay Yumurta....Ben ekmeğin kabuksuz kısmını çaya bandırıp yemeyi çok severdim....

Ama her defasında ekmekten bir parça bardağın içine düşüverirdi....

Büyük saplı genişçe gövdeli tek Çaydanlığımızın içinde demlediğimiz açık çayı,kısa bodur bardaklarımıza döktü annem....

Bulanık çayı yudumlarken,birbirimize mutlu gözlerle baktık...

Bugün Bayram dedi annem....Kurban Bayramı....

Nedense Kurban bayramı,Şeker Bayramına göre çok daha eğlenceli ve heyecanlı gelirdi bana....

Her kapıda bir kurbanlık....

İnsanlarda bir telaş.....İplerinden sürüklene sürüklene kesim yerine götürülmeye çalışılan keçi koyun ve danalar....

Merakım daha çok bir hayvanın kesildikten sonra iç organlarının nasıl göründüğü ile alakalıydı....

Seyretmeye bayılırdım.....

Bugün köye gideceğiz dedi annem.....

Babam her zamanki gibi telaşlı...

Köyde Dedemin kurbanına yardım edecek....

Bıçağını muntazam olarak bileyerek,bir kasap edasıyla gazete kağıdına sarıverdi....

Babam alet edevat konusunda çok hassas bir adamdı....

Kendine ait olsun olmasın hiç bir aleti hor kullanmazdı....

O gün Annemin Zetina marka dikiş makinesinde kendi ellerinle diktiği belden lastikli pantolonumu ve pazardan alınan çiçekli gömleğimi giydim....

Babam cebinden sık dişli kemik tarağını çıkararak saçlarımı yana taradı....

Her yana taradığında annem gülerek,oğlumun saçında kuş folu var baksana bir türlü düz durmuyor herif derdi....

Annemin ilk çocuğu ilk kahramanıydım ben....

Sen doğduğunda ben 15 yaşındaydım çok tombalak bir çocuktun seni kucağıma alamazdım derdi annem....

62 evler mahallesindeki tek katlı evimizden çıktık....

Sarı dede türbesinin önünden,cenaze köprüsüne uzanan Arnavut taşları ile döşenmiş yoldan çarşıya doğru yürümeye başladık....

Annem;beni şımartarak benim yakışıklı oğlum....

Bekleyin kızlar benim oğlum geliyor alacak sizi diyerek,gururlu bir şekilde beni arkamdan seyrederdi....

Köy arabasına bindiğimizde,küçük Auistin marka minibüs çoktan dolmuştu....

Beni Şoför İlyas amcanın yanına koydu Babam....

Oğlum sen burada ayakta git hem araba tutmaz seni dedi....

5 km yol bana 50 km gibi gelirdi nedense....

Çok araba tutardı beni....

İlyas amca Yolumuzun üzerinde ki ilk köyde bir evin önünde durdu....

Demir üzerine pvc kaplama geniş direksiyonun ortasındaki yuvarlak şekilli Austin yazan kapağı çıkardı....

İçinden 15-20 adet tabanca mermisini yolda bizi karşılayan bir adama verdi....

Tekrar yola koyulduk....

Son bayırı da tırmandıktan sonra bizim köy göründü....

Bayırdan indikten sonra arabamız durdu....

Aşağıya indiğimde,köy kokusunu burnumda hissettim...

Orman,ağaç ve dere kokusu birbirine karışmış mistik bir halde beni şimdiden büyüsü altına almıştı...

Yaya olarak Eşek köprüden geçerek,bayır yukarı tırmanmaya başladık...

Bendeki heyecan git gide artıyor....

Amcaoğlum Kadir le buluşup derelere doğru çılgınca koşmanın hayalindeyim....

Her yaz okul tatilinde beraber oynadığımız ve hayvan çobanlığı yaptığımız soğuksuya gitmek,macokonun ormanındaki o yemyeşil çimenlerde uzanmak,tahta arabalarımızla o bayırlardan aşağıya kaymak tarif edilmez bir mutluluktu....

Derelerde balık tutmak yüzmek....

Dere kenarındaki ceviz ağacına sarmaşıklardan yaptığımız salıncak ile dereye doğru sallanmak.....

İnekleri otlatmaya götürdüğümüz dar ve toprak yolda çılgınca koşmaya başladık....

Küçük tepelerin üzerinden adeta uçarcasına atlayarak vadideki ırmağa geldik...

Yosun bağlamış taşların üzerinden birer ikişer atlarken,kurbağalar panik halinde suya daldı...

Irmaktaki yavru balıklar sürü halinde suyun üzerine bir şemsiye gibi açılmış yabani söğütün kökleri altına kaçıştı....

Çılgınca koştuk koştuk koştuk....

Soğuksuda taş sektirdik....

Yerdeki otların üzerine konmuş bal arılarının vızıltıları arasında macokonun çimenine uzandık....

Kollarımızı başımızın arkasında birleştirerek rüzgarın getirdiği o mistik havayı içimize çektik....

Kadir dedim?

-Efendim...

-Sen kimle evlenecen?

-Vildanla....

-Sen kimle evlenecen ?

-Bilmem....!

Tepenin üzerinden Dedemin meşhur ıslığı ile kendimize geldik.....

-Kadriiiiiiiiii Aydınnnnnnnn.........!

Eski günler geri gelsin,eski Bayramlar tekrar yaşansın temennisi ile.....

Bayramınız kutlu ve mübarek olsun.......