Edebiyat-Kültür- Sanat

Türkiye'nin yetiştirdiği en seçkin tarihçilerden biri,

Dürüst bir insan, yılmaz bir idealist,

Düşleri ve düşünceleri uğruna kariyeri, özgürlüğü ve özel hayatı dahil gözden çıkaramayacağı hiçbir şeyi olmayan bir "Ruh Adam": Hüseyin Nihâl ATSIZ...

1905... İmparatorluğun çözülme sürecinde olduğu, içerde siyasi çekişmelerin kavgalara dönüştüğü, saltanat makamının bir yandan modernleşme bir yandan da düzeni koruma çabaları... Böyle bir ortamda dünyaya gözlerini açtı ATSIZ. Babası deniz binbaşısı Mehmet Nail Bey, annesi Fatma Zehra Hanım'dı.  İlkokul çağlarına geldiğinde Balkan Savaşları baş göstermişti. Bu arada azınlıkların ülke içinde sebep oldukları olaylar ve gayrıTürk unsurlara yönelik öfkenin tırmanması, o dönemde milliyetçi nesillerin yetişmesini sağlayacaktı. Bu nesillerin yetişmesinin fikrî alt yapısını Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp gibi münevverler, eserleriyle destekliyorlardı. ATSIZ ise evde, okulda, sokakta işittiği ve aklına kazıdığı tek kelimeye odaklanacaktı: İhanet... İmparatorluk coğrafyasında yaşanan ihanetler ATSIZ'ı tarih okumaya yöneltti. Bu süreçte ülkenin kurtuluşunu sağlayacak fikri ilk olarak Yusuf Akçura'nın Üç Tarz-ı Siyaset'inde bulmuştu. Akçura'ya göre kurtuluş 'milliyetçilik'te idi. Akçura'nın bu fikrini siyasi alanda projeye dönüştüren Ziya Gökalp da ATSIZ için ilham kaynağı olmuştu. Ancak bu süreçte yaşananlar ve tarihe olan ilgi, onun milliyetçiliği uçlarda yaşamasına neden oldu. Irkçı tutumları göze batıyordu ve bu tutumları ilerde de yargılanmasına neden olacaktı. Ona göre diriliş, köklere inmekle gerçekleşecekti. İçinde bulunlan şartlar, Ergenekon Destanı'ndaki tabloya benziyordu. Çıkış yolu ise kök bilincini temsil eden "bozkurt"taydı. I.Dünya Savaşı'nda art arda gelen yenilgiler ve devam eden ihanetler, ATSIZ'ın bu eğilimini hepten perçinlemişti. Özellikle "Osmanlı anâsırı" denilen Türk ve Müslüman olmayan usnruların hata ve taşkınlıkları, onun ırkçı eğilimini de artıracaktı.  

Liseden sonra kaydolduğu askerî tıbbiyede milli mücadelenin en yılmaz savunucusu oldu. O dönemde yaşanan tartışmalardan hareketle yeni yönetime  Tükçü fikrin hakim olacağını düşünmek heyecan veriyordu ona. ATSIZ, askerî tıbbiyede çetin tartışmalara gidiyor hatta kavgalar ediyordu. Arap asıllı bir subaya selam vermeyince de okuldan atıldı. O da genç ve berrak dimağlara tarih anlatmanın şevkine varacak bir mekan olarak lisede öğretmenlik yapmaya başladı. Ancak yazın çalışamıyor, geçim sıkıntısı çekiyordu. Lise öğretmenliği kesintiye uğramasın diye Yüksek Öğretmen Okuluna ve aynı zamanda Türkolojiye olan ilgisinden dolayı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne kaydoldu. Askerliğini de yapıp geldikten sonra özellikle üniversitedeki çalışmaları dikkatlerden kaçmadı. "Anadolu'da Türklere Ait Yer İsimleri" adlı çalışması Ord. Prof. Dr. Fuat Köprülü'nün dikkatini çekti ve Türkoloji bölümüne asistan oldu. 

ATSIZ, kürsüyü milli mücadelenin başka bir siperi olarak görüyordu. Cumhuriyet'in hakim ideolojisi üzerindeki enternasyonalist etkilerden çekiniyor, Türkçü ideolojiden vazgeçileceği kaygısına düşüyordu. Bunlar "ATSIZ Mecmua"yı yayımlamaya itti onu. Bu arada Osmanlı Takvimleri ve Aşıkpaşazâde Tarihi gibi önemli eserleri de ilim dünyasına kazandırmıştı. 

Ankara'da toplanan Birinci Türk Tarih Kurumu Kongresi'nde Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip'in ATSIZ'ın hocası ve büyük Türkolog Zeki Velidi Togan'ı eleştiren sözleri ATSIZ'ın sabrını taşırdı. Sekiz arkadaşıyla birlikte "Zeki Velidi Togan'ın öğrencisi olmaktan iftihar ederiz." cümlesini de içeren telgraf çekti. 

Üniversitede Ord. Fuad Köprülü'nün dekanlıktan alınmasıyla ATSIZ'ın sabrı hepten taştı. Mecmua'da ağır yazılar kaleme aldı. Yeniş atanan dekanla münakaşalara girdi. Dergi yasaklandı. Üniversiteden atıldı. Yine işsiz kaldı. Ama ortada inandığı konuyu savunmak varsa "susmak" diye bir şey yoktu lûgatında. 

Dilekçe vererek öğretmenliğe döndü; önce Malatya sonra Edirne... Edirne'de "Orhun" dergisini çıkarmaya başladı. Lise tarih kitaplarını eleştirince bu dergi de Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı. Askeri bir okulda Türkçe öğretmenliği yaptı; söylemleri yüzünden yine işinden oldu. Özel Yüce Ülkü Lisesi'nde sonra da Boğaziçi Lisesinde öğretmenlik yaptı bir süre. Bu süreçte ilk eşi Mehpare Hanım'dan ayrıldı. Daha sonra sınıf arkadaşı Bedriye Hanım'la evlendi. 

1943'te Orhun'u tekrar yayınlamaya başladı. Sosyalist düşünceye saldırıları dergisinin tekrar kapatılmasına, hem kendisinin hem eşi Bedriye Hanım'ın öğretmenlikten atılmasına sebep oldu. Devrin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu'na "açık mektup"lar yazarak meramını dillendirmeye çalıştı ancak anlaşılamadı. Özellikle devrin Milli Eğitim Bakanı H.Ali Yücel'i istifaya davet etmişti. ancak mektupları ciddiye alınmadı. Ama bu mektupları ciddiye alan ünivesite gençliği ayaklandı. Bu ayaklanmalar ATSIZ'ı Türkçü düşüncenin bayrağı haline getirdi. Ancak 19 Mayıs 1944'te İsmet İnönü'nün ATSIZ'ı "ırkçı olduğuna dair" bizzat suçlayan ifadeleri, onun İstiklâl Mahkemlerinde yargılanmasına sebep oldu. İki yıl on ay yargılandı. Bir buçuk yılında "tabutluk" denilen sadece çömelerek oturulabilen pis mahzenlere hapsedildi ATSIZ. Çıktıktan sonra işsizlik onu çok zorladı. Üç yıl süren bu işsizliğin en iyi tarafı, Türk edebiyatının "Bozkurtlar" serisini kazanması oldu. Kitaplarını satmak zorunda kaldı. sınıf arkadaşı Tahsin Banguoğlu milli eğitim bakanı olunca ona Süleymaniye Kütüphanesinde görev verdi. Bu süreçte dahi bazı konferanslarda bildiği fikirleri yaymaya çalışmaktan şaşmadı. Hiçbir dönemde kimseden lütuf beklemedi ve kimseden de sözünü sakınmadı. Siyasete atılmayı hiç düşünmedi. Ona göre siyaset "taviz verme sanatı"ydı. Son bayrak olarak Ötüken Dergisi'ni çıkarmaya başladı. Bu son bayrak da özellikle 12 Mart Muhtırası'nı da içine alan süreçte ATSIZ'ın yine yargılanmasına ve on beş ay hüküm giymesine neden oldu. Bu dönemde kendi hayatını "Ruh Adam" ile romanlaştırdı. "Selim Pusat" ile yansıttı içini. 

Atlıyı atından indirecek kalem demiş İbnul'emin Mahmut Kemal onun için,

Evet, derdini her şekilde anlatan büyük bir birikim... Bilimsel çalışmalar, roman, şiir...

17 Aralık 1975'de Hakk'a yürümüştü ATSIZ. Geride ne mi bıraktı?

17'si akademik 35 kitap ve birçok şiir...Adamlık...Cesaret ve dik duruş...

Şimdi gelelim cenaze törenine, 

İmam:

-Er kişi niyetine...Merhumu nasıl bilirdiniz?

Fethi Gemuhluoğlu:

-Hocam! Hocam! O musalla taşı, musalla taşı olalı böyle "er kişi" görmedi!

TİNİ ŞAD MEKÂNI UÇMAĞ OLSUN!