Edebiyat-Kültür- Sanat

Şol gökleri kaldıranın,

Donatarak dolduranın,

“Ol!” deyince olduranın,

Doksan dokuz adı ile…

Kıymetli Haber Hendek okuyucuları! Türkün ve güzel Türkçenin ölümsüz bilgesi Dedem Korkut ve onun duası ile hepinize merhaba diyorum. Bendeniz bugün, kültür ve sanata değer veren, bu yönde çalışmalarıyla yerel basına kuruluşlarına örnek teşkil eden Haber Hendek ailesine katılmaktan mutlu olduğumu belirtmek istiyorum. Kuşkusuz ilkyazı her zaman önemlidir. Bugün yazıma yukarıda görmüş olduğunuz Türkçe duayı asırlardır dillere pelesenk eden Dedem Korkut ve onun bugüne gönderdiği iletilerle başlarsam “ilk” olması açısından “özel” de bir konuya değinmiş bulunacağımı düşünüyorum. Bir edebiyat öğretmeni olmam hasebiyle Dedem Korkut’u yeni nesillere öğretmekte, onun hikmetli hikâyelerini gelecek nesillere okutmaktayım. Türklerin macera dolu bir hayatının olduğu hepimizin malumudur. Bu hareketli hayat tarzı, dilden dile dolaşan ve sözlü gelenekte gelişen “destan” türünün gelişmesini ve yayılmasını sağlamıştır. Sözlü gelenek diyorum çünkü övünecek birçok yanımız bulunurken eksiklerimiz de ne yazık ki yok değil. Meşhur bir sözdür: “Türkler, tarih yapmaktan tarih yazmaya vakit bulamamıştır.” Bu sözü de kılavuz alarak tarihimizde, başımıza gelenleri, savaşları, göçleri, doğa olaylarını ya da en genel anlamda toplumsal değişmeleri yazan tarihçilere çok nadir rastlıyoruz. Bu, şüphesiz bizim en büyük eksiklerimizden birisidir. İşte bu yüzden yazılı kaynak olarak Göktürk Abideleri’nin ve sözlü gelenekte gelişen destanlarımızın önemi çok büyüktür. Bugün yeryüzünde bulunan milletlere baktığımızda destanca en şanslı milletlerden biriyiz. Oğuz Kağan, Ergenekon, Bozkurt, Türeyiş, Göç,  Alp Er Tunga, Şu ve İslâm sonrasında Battal Gazi, Köroğlu gibi destanlar, destansı hayatımızın birer yansımaları olarak bizlere kaynaklık ediyorlar. İşte böyle bir eser daha var ki kıymeti hiçbir şeyle ölçülemez: Dede Korkut Kitabı…

Dede Korkut hikâyelerinin yazıya geçirildiği tarih kesin olmamakla birlikte XV. yüzyıl olduğu tahmin edilmektedir. Yine bu hikâyelerin Akkoyunlular sahasında yazılmış olduğu özellikle bu konuda ciddi araştırmalar yapan Orhan Şaik Gökyay tarafından belirtilmektedir. Oğuz Türklerinin yaşayışlarını, mücadelelerini anlatan Dede Korkut hikâyelerinin “Vatikan” ve “Dresden” yazması olmak üzere başlıca iki nüshası vardır. Asıl nüsha Dresden Kral Kütüphanesinde bulunmaktadır.  Dede Korkut Kitabı, en genel tanımıyla Türk töresinin anlatıldığı başlıca eserlerdendir. Ayrıca destan geleneğinden halk hikâyeciliğine geçiş ürünü olarak kabul edilmektedir. Bir mukaddime ve on iki hikâyeden oluşan eser, bizlere Türklerin yaşayışı hakkında çok değerli bilgiler sunmaktadır. Hikâyelerin çoğu kâfirlerle olan savaşlardan bir kısmı ise farklı mücadelelerden bahsetmektedir.  Sözgelimi halk arasında en çok bilinen hikâyelerden biri olan “Deli Dumrul Hikayesi” mistik bir kabullenişin hikâyesidir. Adı gibi deli olan bir yiğidin mesken tuttuğu bir köprüde hem geçenden hem de geçmeyenden para alması, bu kadar korkulan biri olmasına rağmen Azrail karşısında çaresiz kalması İslamiyet’i yeni tanıyan bir milletin trajikomik hikâyesini sunar bizlere. Deli Dumrul’un hikâyesi Azrail’e yenilmesi ve canını bağışlatmasıyla son bulurken bizler de en büyük kudretin ve gücün Allah’ta olduğu sonucuna ulaşırız. Dede Korkut Kitabı’nda üzerinde durulması gereken en önemli hususlardan birisi de kadın ve çocuk olgusudur. Kitapta kadının da bir alp(kahraman) olması, ok atması, ata binmesi gibi özellikler göze çarpar. Ayrıca sadakat Türk kadınının en önemli özelliğidir. Düşmana esir Düşen Bamsı Beyrek’in eşi Banu Çiçek’in parmağından yüzüğünü çıkarmaması ve Bamsı Beyrek’i sabırla beklemesi bu sadakate en güzel örneklerdendir. Çocukların isimleri ise yaptıkları kahramanlıklara göre verilmektedir. Türk obasının başına bela olan bir boğayı öldüren kahraman olarak karşımıza Boğaç Han çıkar. Boğaç Han ismini yaptığı bu kahramanlıkla alarak yiğitliğin namını bir anlamda ismine işler.

Dede Korkut Kitabı, sınırları koruma ve İslam sancağı uğruna birçok savaşı ele alırken “öz”de bizlere töreye bağlılık ve vatan sevgisini anlatır. İçeriğinde bu kutsal değerlere rastladığımız kitabın dil özellikleri ise bize üzerinde durmaya değer, önemli veriler sunmaktadır. Eser yazıya geçirilirken nazım-nesir karışık geçirilmiştir. Özellikle asırlara damga vuracak olan atasözlerinin birkaçını burada paylaşmak ve naçizane yorumlamak yerinde olacaktır.

İnsan yavrusu için ilk usta, ilk eğitici, ilk rehber, ilk kılavuz annedir, babadır. Çocuğun onlardan öğrendikleri paha biçilmez değerlerdir. Bazı şeyler anneden babadan öğrenilmeyince kolay kolay davranış düzeyine çıkmaz. İşte bu durum Dede Korkut Kitabında “Kız anadan görmeyince öğüt almaz, oğlan babadan görmeyince sufra çekmez.” sözüyle; insanın belli bir sınırın dışına çıkamayacağını “Eski panbuk bez olmaz, karı düşmen dost olmaz.” sözüyle; Türklerde hakanın kutsal tarafını “Padişahlar Tanrı’nın gölgesidir.” sözüyle; ölümden korkmamayı ve kadere olan inancı “Ezelden yazılmasa kul başına kaza gelmez.” sözüyle; misafirperver tarafımızı “Konuğu gelmeyen kara evler yıkılsa yig(iyidir).” sözüye; mirasın ve devletin önemini “Oğul dahı neylesün baba ölüp mal kalmasa. Baba malından ne fayda başta devlet olmasa.” sözüyle anlatılmaktadır. Bu ve bunlara benzer onlarca atasözü, kimi değişerek kimi orijinal halini koruyarak özellikle sözlü kültürden bugünlere gelmiştir.

MEB’in yüz temel eseri içerisinde de bulunan Dede Korkut Kitabı, özellikle ortaokul düzeyinde mutlaka okutulmalıdır. İçerisindeki kahramanlar, doğaüstü güçleri öğrencilerin dikkatini çekecek, hayal dünyalarını zenginleştirecek, bunun yanında yukarıdaki atasözü örneklerinde de görüldüğü gibi dil zevklerini geliştirecektir. Geleceğe umutla bakmamız, hiç kuşkusuz geçmişe olan bağlılığımızla alakalıdır. Geçmişle olan bağlantımız ise tarihi öneme sahip eserlerimizi okumak ve okutmakla sağlanacaktır. Türk edebiyatında bir mihenk taşı olan Dede Korkut Kitabı, bu açıdan Türk töresini eğlendirerek öğretecek bir kaynaktır. Yalanın zararları, haksızlığa karşı direniş, bayrak-sancak koruma sevdası, kadına karşı sevgi ve saygı, kaza-kader inancını pekiştirme ve burada sayılamayacak birçok değer, Dede Korkut Kitabını özel kılmaktadır. Bu özel kitap, okunmalı, okutulmalıdır. Zira bizim okuyan ve kendi öz değerlerini özümsemiş bir nesle olan ihtiyacımız inkâr edilemez.