Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

Elim gitmiyordu, hareket etmiyordu kalemim.. Bir türlü yazmak istemiyordu ikisi de.

Keşke bir kılıç olsaydım dedi birden, kılıç olsaydım da inseydim tepelerine, sonra beni de koysalardı kabzamı kıbleye doğru çevirip Fırat'ın yanına.

Kalemden utanmıştım haklıydı.

Hainlerin cezasını vermek ve Türk yurdunun her köşesinde kurt başlı sancağı dalgalandırmak Turan yolunda ölmekten başka ne hafifletebilirdi bu sızıyı. 

Ben bu sızıyla baş etmeye çalışırken Gönen'li bir küçük çocuğun çakı ile dal sıylarken parmağını kestiği an geldi aklıma.

 

“Nasıl oldu farkına varamadım söğüdün kabuğu birden yarıldı. Arasından kayan çakı sol elimin şahadet parmağını kesti. Sulu ve kırmızı bir kan akmaya başladı. O saate aklıma bir şey geldi:

Ant içmek... Parmağımın acısını unuttum, Mıstık'a

Haydi dedim hazır elim kesildi kan kardeşi olalım sende kes.

Tereddüt etti. Siyah gözlerini yere dikerek büyük ve yuvarlak başını salladı.

Olur mu ya.. Ant için kol kesmek lazım..

Canım ne zararı var? Diye ısrar ettim. Kan değil mi? Hepsi bir. Ha koldan, ha parmaktan. Haydi, haydi.”

 

Bu iki küçük çocuk kan kardeşi olup ant içiyorlardı. Ant içmek nedir diye sorduğumuzda, ünlü Türk öyküsü Ömer Seyfettin iki sayfa önce veriyordu cevabı.

 

"Biz birbirimizin kanlarını içeriz. Buna ant içmek derler. Ant içenler kan kardeşi olurlar. Bir birlerine ölünceye kadar yardım ederler imdada, koşarlar." 

 

Hikâyenin devamında iki kan kardeşi yolda giderken arkalarından kocaman bir köpek koşuyordu, arkadan bağıran adamlar çocuklara kaçmaların söylediler fakat onlar tehlikeyi anlayana kadar köpek yanlarına gelivermişti.

O vakit Mıstık arkadaşına "sen arkama saklan" diyerek öne geçiyor ve boğuşmalar sonrası yara alıyordu.

Adamlar köpeği etkisiz hale getirdi, fakat Mıstık aldığı yaralardan sonra hastalanarak arkadaşına bu dünyada veda ediyordu.

Onlar ant içen iki kan kardeşiydi ve güçlü olan güçsüz olan için kendini feda etmişti.

 

Fırat bizim kan kardeşimizdi, aynı Ocak’ta, aynı çayı içmiştik, yolumuz, yüreğimiz ve hayalimiz aynıydı.

Üstelik bizim kan kardeşliğimiz iki kişiden ibaret değildi koskoca bir “Teşkilattık”..

Fırat hepimizden güçlüydü, bölücü köpeklere karşı tereddüt etmeden öne atılıp bizler için kendini feda etmişti.

Tıpkı kendinden önceki beş bin abisi gibi..

Dava arkadaşlarımızla bazı noktalarda ayrılsak da dün Fırat’ın şehit edilişinin yıl dönümünde gördük ki, hepimiz onun memleketi uğruna akıttığı mübarek kanı üzerinde birleşiyoruz.

Öyleyse çocukluğumuzda okuduğumuz bu hikâyeyi tekrar okuyup, Fırat’ın içi parlayan gözlerini gözümüzün önüne getirip, kan kardeşlerimize, teşkilatımıza, davamıza sahip çıkalım, güçlü olalım.

Sonrada yardıma ihtiyacı olan kardeşlerimize yardıma koşalım.

Dün gördüğüm bir pankart çok hoşuma gitti,

Çin’de Kürşat, Ege’de Fırat, Güneydoğuda Özel Harekat…

Allah hepinizi nur içinde yatırsın.

Bizi sizlerle karşılaştırsın.