Edebiyat-Kültür- Sanat

7 Eylül 2015… Dağı taşı, kurdu kuşu yasa boğan bir kasvet var bugün. Yenilmişliğin kasveti asla değil; keşkelere gebe olan bir kasvet… Bugün, nefes almak zor. Bugün, hayale dalmak hayal… Bugün, güneş bile doğup batarken şehadete eren yiğitlere selam durdu. Bugün, sükût çığlıktaydı ve Türk yurdunda binlerce genç sessiz sessiz “intikam” dedi.

Yürekleri dağlayan şehitlik değil, yürekleri dağlayan savaşsız bir ortamda kahpe pusuların kurulması. Yıllardır bitmeyen, bitirilmeyen kahpe bir oyun bu. 16 yiğit, 16 umut hepimizin hayalini kurduğu şehâdete ulaştı. İsim vermek lazım değil. Hepsi tepeden tırnağa “Mehmet”… Hepsi Arş-ı Âlâ’da Âlemler Efendisi(s.a.s.)’ne komşu olacaklar. Ve dahi ne diyordu Bakara 154. Âyet: “Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyiniz. Bilakis onlar diridirler ancak siz bunu bilemezsiniz.” Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin dediği gibi:

"Bu mâsum askeri bir zâlim-i gaddâr şehîd etti
Ulaştı rûhu pâki menzil-i maksûdu a'lâya

Vatan uğrunda cânın verdi emma nâm olup gitti
Kavuştu tertemiz rûh-u azîz-i yüce Mevlâ'ya"

 

Biz “Mehmetçik”ler biliriz bu topraklarda. Tepeden tırnağa Anadolu’dur her bir askerimiz. Fakirdir çoğu ama şerefini haysiyetini zalimlere satacak kadar hain değildir. Kimisi köylü, kimisi kentlidir. Küçük tavizleri vardır hayatta bu “Mehmetçik”lerin ama “Bayrak” dedin mi onların haysiyeti ve onuru demektir. Bayrak onlar için şereftir ve şerefin asla tavizi olmaz. İslam sancağının ve Türklük şuurunun temsilidir. Şöyle bir çevremize baktığımızda gerçekten de ordumuz, Yahya Kemal Beyatlı’nın dediği gibi İslâm’ın son ordusudur:

“Şu kopan fırtına Türk ordusudur Yârabbi!
Senin uğrunda ölen ordu budur Yârabbi!
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Gaalib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın!”
 

 Bu topraklarda ana öyle bir anadır ki evlâdının kılına zarar gelse içi kan ağlar. Lakin şehitlik mertebesi dendi mi aynı ana kendi oğlunu kınalayıp gönderecek kadar sabırlıdır. Bu topraklarda babalar oğlunu şehit verdi mi onca hengâmenin içinde yine o bilindik sabırlı tavrıyla gür bir sesle “Vatan sağolsun!” der. Kısacası Mehmet asil bir ana-babanın yetiştirmesiyle “Mehmet” olur. Zaman zaman gaflet uykusuna dalmaz mı, dalar… Ya da bilinçli bir şekilde onu bu uykuya daldırırlar. Koskoca bir milleti bu uykuya daldıranlar bir yerlerde hazırlanan “anonim evlatlar”ı unutur, unuttururlar. Neticesinde de böyle büyük vak’alar milleti hüzne boğar. Bugünlerde de N.Yıldırım Gençosmanoğlu gibi gür seslerle bu uykudan kaldırmak gerekir milleti:

“Seni aldatmasın 'Batı' denilen, 
Onun mayasıdır 'katı' denilen, 
Onun iç yüzüdür 'kötü' denilen... 
Odur özsuyunu sömüren kene! 
Sen uyan; onu da düşün! 
Kaç parçaya bölmüşler seni? 
Sonsuz bir sahraya salmışlar seni... 
Kanadını kırıp yolmuşlar seni.. 
Kalk, doğrul yerinden! Yürü, geç öne! 
Uyan ey! ... Kendine dönmeyi dene. “

Bu ülke ve bu ülkenin necip milleti bu “anonim evlatlar”ı tarihe gömebilecek kudrete sahiptir. Yeter ki özünden, kimliğinden taviz vermesin ve güçlü bir iradeye sahip olsun.

Hain bir pusuyla şehâdet şerbetini içen 16 yiğidimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine de sabır diliyorum. Rabbim Türk ordusunun yanında olsun.