Vatan, Millet, Sakarya, Hendek

İftardan sonra, yatsı ezanını beklerken caminin önünden aldılar Mustafa’yı.

Olay günü, sokağından dahi geçmediği bir kahvenin taranması yüzünden…

Mahalledeydi tüm gün,

Ramazandı, babasının demirci dükkânında çalışmış iftar için evin yolunu tutmuştu.

Akşam ezanı okunup oruçlarını açarlarken Allah’tan başka kim bilebilirdi ki, o temiz, o helal, o güzel ailenin dünyası kararacak birlikte yedikleri son yemek olacak…

 

Bir solcu ve bir ülkücü kahve aynı anda tarandı. Kimin işi belli değildi.

Olay duyulduğunda “Reis” dışarıda kim varsa evine dönsün dedi, tezgahı anlamıştı.

 

Namaz için camiye çıkan çocukları, aniden mahalleye gelen ekipler caminin önünden aldılar.

Sonra yürekleri kanatan gözaltı günleri.. Dayak, işkence, baskı, tehdit..

 

Yürekleri burkan bir sahne,

İçeriden gelen sesleri duydukça sıranın önünde bekleyen, belki daha lise talebesi olan genç gözyaşlarını tutamıyor ve korkudan titriyor. Ülkücü kardeşini o halde gören Mustafa hepsinden beter halde olmasına rağmen sıranın en arkasından gelip en öne geçiyor ve sonra bütün ülküdaşları sıra ona gelmesin diye genç delikanlının önüne geçiyor.

 

İçim acıyor ağlıyorum.

Düşünüyorum kendi kendime nasıl bir iman nasıl bir birlik.

O yüreklere rahmet diliyorum..

 

Biz olsak ne yapardık diyorum..

Sonra bakıyorum, işkence sırasında, dayak sırasında, şehitlik sırasında değil,

Adaylık sırasında, başkanlık sırasında, delegelik sırasında birbirimizi itip, çukur kazıp öne geçmeye çalışıyoruz.

Yüzüm kızarıyor, utanıyorum..

 

Abinin odasını temizle diyor yüreği yanık anne, akşama gelecek..

O akşam gelmiyor hiç...

Üç hilalle kurt başlı sancak öksüz kalıyor odanın duvarında.

 

İki genç ocağın camına taş atıp kaçıyorlar, peşinden bütün ocak koşturmaya başlıyor.

Tam yakaladıklarında “reis” arkadaşlar Ocağı boş bırakmayın deyip birkaçını geri gönderiyor.

 

Nur yüzlü anne camı kıran çocukları dövmesinler diye siper oluyor, kıyamıyor suçlu olsalar da onlara.

Ama o anaya kıyıyorlar, suçu olmadığı halde.

Sırf bu dosyayı kapatabilmek, kendi deyimleriyle bir oradan bir buradan astık diyerek ileride temizlenebileceklerini düşünerek..

 

O yıllarda da ülkücünün kaderi yine aynı, hak yolunda tertemiz çocuklar olduklarını bile bile mahkemede şahitlik etmek istemiyor mahalleli.

 

Evet, Ankara’da böyle bir yazdan çıkıp başka bir yaza giriyoruz.

 

Şimdi filmden çıkardıklarımıza tekrar bakalım ve bir anlam çıkaralım.

 

Reis diyor ki “dışarıda kim varsa evine dönsün”.

Bizde diyoruz ki “dışarıda kim varsa evine dönsün, başkasının evinde değil ocağımızda, teşkilatımızda konuşalım ne konuşacaksak”

 

Mustafa işkence sırasında önüne geçiyor ülküdaşının.

Bizde diyoruz ki “bir uçuruma çekilmek isteniyor hareket, paralel bir koldan çekiyor yandaş öbür koldan, bir birinizin önüne geçin, sürüklenmemize izin vermeyin.

 

Reis diyor ki “Ocağı boş bırakmayın”.

Bizde diyoruz ki “ister taş atsınlar camımıza, ister tomar tomar para koysunlar önümüze, ister düşürmeye çalışsınlar birbirimize, ister makam mevki ile kandırmak istesinler, bırakmayın teşkilatı, bırakmayın ocakları, bırakmayın davayı, bu işler düzelecekse içeriden dışarıya doğru düzelir, dışarıdan içeriye doğru düzelmez”.

 

Kurulan sehpa aynı sehpa, mahalleli yine aynı mahalleli amaç

-Başkanlık sistemine karşı duran,

-Anayasanın ilk dört maddesine sahip çıkan,

-Bin yıllık kardeşliğimizi bölerek federatif devlet hayali kuran bölücülere en net tavrı koyan

-İçinde bulunduğu bütün imkân ve imkânsızlıklara rağmen Türk birliğinden, Turandan, emperyalistlerin kıskacında eziyet gören Müslümandan yana tavır koyan

Ülkücü hareketi idam etmektir.

 

Fakat bu sefer muhakemeyi biz yapacağız, bu infaza birlik içinde karşı duracağız.

Yıllardır attığımız “ülkücü hareket engellenemez” sloganının hakkını vereceğiz.

 

Allah alınmış olan kurultay kararını hakkımızda hayırlı etsin. Aklımıza ve gönlümüze yatmayan işlerden bizi uzak eylesin.

 

Son olarak şunu söylemek isterim ki,

-Teşkilatı ve davasına hizmet yönünde, bir futbol maçından dahi feragat edemeyenler

-Yıllardır verilen mücadeleleri ve mücadele edenleri hiçe sayıp kendisini bireysel kahraman ilan edenler,

-Kalbini temiz tutmak yerine, mahkemelerin, paralelcilerin, yandaşların yazdıklarına, çizdiklerine, yaptıklarına ve verdikleri kararlara göre teşkilatını, ülküdaşını değerlendirip ona göre tavır sergileyenler

-Teşkilatını, doktrinini, liderini itibarsızlaştırıp, tüm gelenek ve göreneklerimizi ayaklar altına alıp ona göre tavır sergileyenlerin

 

Duygularının, düşüncecilerinin, söylediklerinin veya onlara söyletilenlerin “ülkücü irade” üzerinde bir etkisi olmayacaktır.

Eleştirisini de savunmasını da, samimiyetle ve değerlerimize ters düşmeden yapanlar 10 Temmuz 2016’ da yapılacak olan kurultayımızın gerçek kazananı olacak bu dava bu bayrak ülkücü nesillerden yine sadece ülkücü nesillere doğru elden ele güçlenerek yoluna devam edecektir.

 

1980’de acılar içinde geçen Ankara yazı, 2016’da o acıların boş yere çekilmediğini gösterecek ve başka kimin var Türkiyem sorusunun cevabını ülkücüler Ankara Arena’da göstereceklerdir.

 

Allah yolumuzu açık etsin.

Kalın sağlıcakla.