Edebiyat-Kültür- Sanat
Hendek İnşaat Tadilat

Ne zamandır, özellikle basının da hassas davranmasıyla, toplumumuzda “kadına şiddet”in farkına varıldı ve gündemi oluştu. Gönül isterdi ki ne şiddet olsun ne de gündemi oluşsun. Ancak insan öyle bir varlık ki Tanrı’nın “yaratılanların en şereflisi” nitelemesinden sıyrılıp “esfelessâfilîn (hayandan daha aşağılık varlık)” konumuna gelebiliyor. Bu “hayvandan aşağılık varlık” nitelemesi de Kelâmullah’ın mânâ dünyasının ne kadar gerçekçi olduğunu bizlere gösteriyor. Doğaya baktığınız zaman dişisine tecavüz eden veya ona şiddet uygulayan tek bir hayvanla karşılaşmıyorsunuz. Yani, zaman zaman kadına şiddet uygulayanlara “hayvan” diye sıfat takmak, beraberinde hayvanları bile aşağılamak oluyor.

“Bir erkek değişir, bir kişi kurtulur; bir kadın değişir bir nesil kurtulur.” özdeyişi, kadının toplum için ne kadar değerli olduğunu gösteriyor. Bu özdeyişi örneklendirirken de Başbuğumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün annesini, Zübeyde Hanım’ı, bu noktada ne kadar methetsek, ne kadar duayla yâd etsek azdır. Öyle bir annesiniz ki yerle yeksan olmuş bir devletin küllerinden doğmasını sağlayan korkusuz, civanmert, aydın bir liderin yetişmesi için elinizden geleni yapıyorsunuz. Yetiştirdiğiniz insan, koca bir Türk-İslâm devletinin ayakta kalmasını sağlıyor. Bu da başta söylediğimiz özdeyişi, kanıtlıyor.

“Kadın nedir?” sorusunun birçok tanımı yapılabilir. İster kitâbî, ister öznel olsun, kadının hiçbir tanımında “sevgi” ve “merhamet” eksik olamaz. Evet kadın, düzeni sağlayan bir ev hanımıdır, çalışkan bir bilim insanıdır, ayrıntıları gözden kaçırmayan iyi bir gözlemcidir, erkeklere nazaran duygusal zekâları daha gelişmiştir… Her tanımın kitâbî olanı beni sıkar. O yüzden duygusallığın zirvelerinde gördüğümüz kadını, yine duygusal tanımlarla anlatmak daha yerinde olacaktır:

Kadın anadır. Boş yere dememiş Neşet Ertaş “Kadınlar insan, biz insanoğlu…”diye… Fani olan hiçbir güç, annenin evlâdına olan sevgisini engelleyemez. Evlâdı için canını ortaya koymaktan bir an bile çekinmez. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, çocuğunu, iyiye doğruya, güzele teşvik eder. Bu anlamda gizil güçleri bulunur ve birçok değeri temsil ederler.

Kadın yârdır. Mihriban olur, lâmbada titreyen alevi üşütür. Suna olur şafak sökünce uyanması beklenir. Leylâ olup Mecnun gönülleri Mevlâ’ya ulaştırır; Şirin olup sevginin emekle gerçekleşeceğinin hikmetine eriştirir. İnsanın dünyadaki ilk mekânı nasıl ana karnı ise, mısraların da doğmasını sağlayacak olan varlık kadındır. Yani kadın, şiirdir.

Kadın Türklüğün kurtuluşudur. Yeri geldiğinde, ülke dara düştüğünde o toz konduramadığı evlâdını ellerini kınalayıp askere salar, yeri geldiğinde ülkenin kurtuluşu için gezmedik il-ilçe bırakmadan Halide Edip Adıvar gibi insanlara kurtuluşun kılavuzluğunu yapar. Gün olur Nene Hatun gibi beşikteki evlâdını Allah’a emanet edip cepheye koşar, gün olur Çanakkale’ye kağnılarla mermi sevkiyatı yaparken soğuktan donarak şehit olur.

Kadın zerâfettir. Kabalaşmış, paçozlaşmış, dengesizleşmiş ve kör olası her düzenin güzellikle çözümlenişidir. Güzellikle diyorum çünkü güzel sözcüğü, en çok kadına yaraşır. Güzel konuşmak, güzel gülmek, güzel düşünmek ve içinde güzel geçen her kavram, kadının zatında şekil bulur.

Yahu, bu kadar övdün hiç mi kötü tarafları yok diyenler olacaktır. Buradaki yazı, güzel bakıp güzel görmeyi amaçlıyor. Ve günlük hayatta da kadına güzel bakmayı bilen, ona canice davranmayan, onun eğitimine engel olmayan ve onu yobaz düşüncelerin mahkûmu etmeyen her erkek, beraberinde “güzel”in güzelliğinin hayranı olacaktır. Kadına şiddet, ne dinde ne de Türk töresinde var. Şiddete meyletmek de bir acziyet göstergesi. Erkeklik naraları atan, günümüz “maço!”larına da bir ayet hatrılatalım: “Erkekler, kadınlar üzerinde 'sorumlu gözeticidir.” (Nisa, 34). Bu sorumluluğu erkeğe yükleyen Allah!.. Var mı daha ötesi!

Kadına şiddetin; taciz ve tecavüzün olmadığı bir ülke ümidiyle tüm kadınlarımızın kadınlar gününü kutluyorum!...