Cenab-ı Hak iyilik yapanı,yardımsever ve ahlaklı kullarını daha çok seviyor.Böyle kişiler de hem yaptıkları işlerle ahiretlerini kazandıkları gibi,bu dünyada da unutulmuyorlar.

Bizler her işimizi inanarak,severek ve samimiyetle yapmalıyız ki,kalpleri bilen Rabbim bizlere inansın inandırsın,bizleri sevsin ve sevdirsin.

Geçen gün bir dergide okuduğum,bu konuyla ilgili kısa bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Muhterem zatlardan biri Veysel Karani nin türbesini ziyarete gidiyor.Türbede, uzak yakın çeşitli yerlerden ziyarete gelen birçok kişiyi görünce:

-Sizler Veysel Karani yi tanıyor musunuz? diye oradaki insanlara soruyor.

Ziyaretçiler de :

-Bu nasıl bir soru.Tanımasak buraya niye gelelim.diyerek,Veysel Karani hakkında bildiklerini anlatıyorlar.

Onun Efendimiz (S.A.V) zamanında yaşayan,Yemenli bir deve çobanı olduğunu,Efendimize (S.A.V) e aşk derecesindeki muhabbetine rağmen hasta annesini yalnız bırakamadığı için Efendimizi (S.A.V) dünya gözüyle göremediğini,Efendimizin (S.A.V) bu büyük sevgisinden dolayı ona hırkasını gönderdiğini anlatırlar.

Muhterem zat:

-Peki madem sizler bu bölgede yakın zamana kadar yaşamış bu bölgenin hakimi,beyi olmuş kişileri,nasıl yaşadıklarını,ne yaptıklarını biliyor musunuz?

Ziyaretçiler şaşırmış:

-Hayır,bilmiyoruz,tanımıyoruz. Diye cevap verince,

Muhterem zat sinirlenerek ve çıkışarak:

-Nasıl bilmezsiniz? Onlar buraların hakimiydiler,beyleriydiler.Kapılarında sayısız hizmetçileri,malları mülkleri,sadık adamları vardı.Güçlüydüler.Ağızlarından çıkan söz kanun sayılırdı.Sizler,asırlar önce uzak diyarlarda yaşamış bir deve çobanını biliyorsunuz da,düne kadar bu bölgede hüküm sürmüş kudretli beylerin adını da mezarını da bilmiyorsunuz öyle mi? dedi

İnsanlar mahcubiyetle:

-Efendim,mazur görün ama bilmiyoruz,dediler

Muhterem zat:

-Gördünüz mü? Hak Teala deve çobanı da olsa veli kulunu unutturmuyor.Böyle kullarının makamlarını bu dünyada da yüceltiyor,ahirette de…Dünya varı ile nam kazanmış nice beyler,paşalar ise unutulup gidiyor.Kimse onların adını bile hatırlamıyor.Öyle ise bu dünyada  bey olmanın yerine,Allah ve Rasulüne dost olmanın yolunu tutmak lazım gelir…

Böyle nice büyük zatlar zevk ve sefa içinde yaşayarak,önce kendi rahatlarını düşünerek yaşamamışlardır.Kimi çölleri aşmış,kimi variyetli olduğu halde ciğer satmış,kimi de alimken bile tuvalet yıkamış.Nefislerini yenmek için birçok fedakarlıklar yaparak Allah dostu olmuşlar.

Onları hala anarız ve ziyaret edip dua ederiz.

İşte büyük olmak için büyük paralar gerekmez,büyük fedakarlıklar gerekir.İlçemizde  gönüllerde yer bırakmış gerçek büyüklerimizi hala anarız.Onlar makamlara taht kurmadılar,gönüllere taht kurdular.

Bu hikayeyi okuyunca aklıma  20 yıl kadar önce rahmetli olan ,Hendekliler bilir ,Şoförler Cemiyeti Başkanı Muammer Alaylı geldi.Allah Rahmet eylesin.Aynı zamanda akrabam da olur.

Sevdiğim bir insan olduğu için Muammer Dayımlara çok giderdim.Muammer dayım gündüz evde olmazdı,bazı akşam gelirdi çoğu zamanda gece bir,iki,sabaha karşı bir telefon gelir kalkar giderdi.Nerede kaza,nerede zor durumda biri var Muammer dayım orada.Çok da cemiyetçiydi.Hiçbir cemiyeti kaçırmaz,uzak yakın demeden mutlaka giderdi.

Babasından kalan eski bir evleri vardı.İstese çok variyetli bir adam olabilirdi ama o adam gibi adam olmayı seçti.Yeni nesil tanımadığı için bilmez.Benim akranlarım ve benden büyükler onun ismini söyleyince tanırlar.Ve hala birçok insanın onu hayırla yad ettiğine  eminim.Giderken bir hoş sada bırakmak da bu olsa gerek…

İnşallah bizlerde onlar gibi oluruz.Nerede bir yoksul,nerede bir yetim nerede bir destek isteyen onlara koşarız elimizden geldiğince yardım ederiz.Rabbimizin de istediği bu  zaten…

 

Adımızı afişlere, bilboardlara değil,

kalplere,gönüllere ve akıllara yazdırmak,dillerde dua ile zikredilmek niyetiyle,

Allah a emanet olun.