Aslında bu konuda daha evvelden bir yazı kaleme almak istiyordum. 2023 Eğitim Vizyonu açıklandıktan sonra biraz zaman geçmesini bekledim. Bunun en büyük sebebi de “2023 Eğitim Vizyonu” kitapçığının ayrıntılı 140 sayfadan ibaret olması ve bizim de bunu pek fazla okumadan sürekli yorum yapmamızdı.

Sevgili Dostlar;

Eğitim, bir süreçtir ve çıktıları insandır. Birçok konunun sebebini araştırdığınızda varacağınız nokta şu klasik ve avam ifade olacaktır: “Eğitim şart!”

Evet, “Eğitim şart!” şart olmasına ama bunu nasıl yapacağımızı tam olarak bilemediğimiz aşikar. Sayın Bakanımız Prof. Dr. Ziya Selçuk Hoca (ki bir eğitim bakanı için “Hoca” ifadesini kullanmaktan çok mutluyum) bu konuya gerçekten hakim, hatta eğitim hakkında yerel ve evrensel literatüre fazlasıyla hakim. İşte bu yüzden bizler sıradan vatandaş olarak hatta öğretmenler olarak onu pek anlamayabiliriz. İşte ben bu yazımda neler olacağını biraz herkes tarafından anlaşılacak şekilde izah etmeye çalışacağım.

Bir tespit: Ecevit hükümeti zamanındaki Ekonomi Bakanı Kemal Derviş’ten sonra bir kişiye çok fazla anlam ve beklenti yüklenen bakanımız son dönemde kesinlikle Ziya Selçuk’tur. Kendisi “partili” değildir, Talim Terbiye Kurulunda dahi görev almıştır. Fakat kendisinin de ifade ettiği gibi bu iş bir kişiyle çözülecek iş değildir. Ama bence bir kişi nitelikli ve vizyon sahibiyse ve “Bakanlık” makamındaysa çok şeyin değişmesine vesile olur. Gelelim asıl konumuza bu “Vizyon Belgesi”nde dikkatimi çeken ve sizinle paylaşmak istediğim noktalar neler:

Sınav sistemleri değil sistemdeki arızalar topyekün değişecek: Örneğin LGS yani Liselere Geçiş Sınavı’nı değiştirmek yerine bu sınava bu kadar anlam yüklenmesine, veli-öğrenci-öğretmenlerin aşırı strese girmesine neden olan engeller ortadan kaldırılacak. Aslında bu çalışmanın genelinde bu amaç mevcut. Yani kısa süreli günü kurtaran çözümler yerine uzun vadeli çözümler üretilmek istenmiş. Yine sınavla öğrenci alan okul sayısının %40 kadar azaltılması, okullar arasındaki eğitim kalitesi, fiziki şartlar gibi “imkanlar” noktasındaki farklar da asgariye indirilerek sorunların daha büyük ölçüde çözülmesi hedefleniyor.

Öğretmenlik Meslek Kanunu çıkarılacak, Eğitim Fakülteleri ve YÖK’le işbirliği yapılarak atanamayan ya da özel sektörde istihdam edilemeyen öğretmenlerin asgariye indirilmesi sağlanacak. Pedagojik Formasyon kalkacak ve yerine lisansüstü düzeyde “Öğretmenlik Mesleği Uzmanlık Programı” açılacak. Ayrıca ücretli öğretmenlerin şartları iyileştirilecek. Öğretmenler lisansüstü eğitime ve sürekli yeni beceriler kazanmaya/kendilerini geliştirmeye teşvik edilecek. Özel okullarda çalışan öğretmenlere (öğretmenlerin lehine) bazı standartlar getirilip bakanlık tarafından denetlenecek.

Ders süreleri ve sayıları (çeşitliliği) azaltılıp özellikle öğleden sonraları “tasarım beceri atölyeleri”nde eğitimleri devam edecek. Bu atölyelerdeki etkinlikler bilim, sanat, spor ve kültür odaklı yapılandırılacak. Çocuklar soru çözme, konu anlatımı gibi bir eğitim anlayışından üretimi, yapmayı, etkileşimi, derinleşmeyi öne çıkaran bir müfredat anlayışına yönelecek.  Bunun pilot örnekleri 2019-2020 yılında devreye girecek.

Her okul bir “Okul Gelişim Modeli” hazırlayacak ve belirli bir plan dahilinde bunu hayata geçirecek. Bu gelişim modeli ile tüm kademelerde yarışma ve rekabet odaklı değil paylaşım temelli bir anlayış benimsenecek.

Bakanlığın MEBBİS, E-Okul vb. sistemlerinden gelen veriler kolay erişilebilir bir Eğitsel Veri Ambarı’nda bütünleştirilecek. Bu veriler başka bir sistemle denetlenip değerlendirilecek. Bu çalışmanın bir amacı da öğretmen ve idarecilerin üzerinden bürokratik iş yükünü kaldırmak olacak. Yine bu sayede elde edilen sonuçlara göre Okul Gelişim Planları yeniden yapılandırılacak ya da şekillenecek.

Yine bu sistemle bütünleşik olarak her öğrenci için bir e-portfolyo (öğrenci hakkında takip ve gelişim dosyası denebilir) oluşturulacak. Bu sistemde sadece sınavlar ve notlar değil, biraz evvel bahsettiğimiz gibi öğrencinin spor, sanat, el becerileri gibi birçok konuda gelişimi takip edilecek.

Öğrencilerin yapabilirliklerinin tanımlanarak net bir şekilde ortaya konulduğu “Yeterlilik Temelli Ölçme Değerlendirme Sistemi”, Bakanlığın önemli araçlarından biri olacak.

Dershanelerin veya yeni adıyla Özel Öğretim Kurslarının Durumu:

“Kapatılan dershaneler ve hâlen devam eden özel öğretim kurslarına olan ihtiyaç büyük ölçüde yarışma ve eleme odaklı çoktan seçmeli sınav sisteminin varlığından kaynaklanmıştır.” denilerek ilk defa bakanlık düzeyinde dershane sisteminin bir sebep değil ihtiyaç ya da mevcut sistemin bir sonucu olduğu vurgusu yapılmıştır. Ben bu tespiti çok kıymetli buluyorum.

Ayrıca; mevcut dershanelerin (özel öğretim kurslarının) bu sene kesin kapatılacağı ya da mezun olan öğrencilerin özel okullarda kurs görebileceği konusunda net bir bilgi ne yazıldı ne de söylendi. Temel Liselerin bu sene sonunda kapanacağı zaten daha evvelden biliniyordu. Bu konu ayrıca bir makale konusu desek yeridir.

Üstünde durulan bir başka husus: bundan sonra sınavlarda çıkacak sorulardaki yapısal değişiklikler: “Akıl yürütme, eleştirel düşünme, yorumlama, tahmin etme ve benzeri zihinsel becerilerin sınanması öne çıkacaktır. Bilgi depolamak, formül ezberlemek gibi işlemlere ihtiyacın kalmadığı bir yaklaşım sergilenecektir. Sınav öncesi her ay paylaşılacak, örnek sorularla belirsizlik ortadan kaldırılacak ve öğrencilerin deneyimi artırılacaktır. Sınav sonrası yerleştirme puanının hesaplanmasında öğrencinin okul başarı puanı da dikkate alınacaktır.” denilerek zaten öğrencilerin dershane benzeri kurslara ihtiyaç duymayacağı öngörülüyor. Ayrıca Bakanlık kendi bünyesinde uzmanlarla hazırlanacak, çocuğu merkeze alarak ev, okul, dijital ve sosyal medya gibi çocuğun bulunduğu ortamlarda çeşitlendirilmiş, birbiriyle ilişkili ve sunum biçimi farklı bütünleşik bir öğrenme destek ekosistemi oluşturulacak. Sonuç itibarıyla dershaneler zaten ihtiyaç olmadığından kendiliğinden kalkacak, şeklinde bir sonuç beklentisi de mevcut.

İngilizce ya da genel olarak yabancı dil eğitiminde; ders saatinin artırılmasından ziyade okul öncesinden başlanarak; çocukların seviyeleri, okul türleri, çocukların genel olarak özellikleri vs. dikkate alınarak TV, internet, dijital içerikler, interaktif etkinliklerle desteklenerek daha işlevsel öğrenim sağlanacak.

Dijital içerikler daha aktif hale getirilerek; yatkın öğretmenler liderlik yapacak ve diğer öğretmenlere gerekli eğitimler verilerek bu dijital dönüşüm kesinlikle yapılacak.

5 yaş zorunlu eğitim kapsamına alınacak.

Ortaöğretim (liselerde) alan seçimi 11. Sınıf yerine 9. Sınıfta yapılacak. Teorik bilgi beceriye dönüşecek.

Bunların haricinde her okul türüyle alakalı yapılacak o kuruma özgü çalışmalar tek tek açıklanmış. Anadolu, Fen ve Sosyal Bilimler, İmam Hatip, Mesleki ve Teknik Liseleri gibi.

Özel Öğretim Kurumları ile Resmi Kurumlar arasında işbirliği yapılacak.

Raporun sonunda da çalışma takvimi var.

Ziya Hoca, TV’de bir programda bu zaman kısıtlamasını (2023 yılını/hedefini) kendilerinin bilerek ve isteyerek koyduklarını ifade etti. Bana daha can alıcı gelen şey ise “Biz bu 3 senenin sonunda yoğun bakımdan bir hastayı çıkarmış olacağız. Asıl iş ondan sonra başlayacak.” mealinde bir konuşma yapmasıydı. Bu konuşması şimdiye kadar ne yapıldı ya da ne yapılmadı sorusunu aklıma getirdi ki bu konuda inanın bir kitap yazılır.

Yani bu insanlar birçok çalışma yaptılar, her sene yeni uygulamalar, sınavlar, sistemler, denemeler ve yanılmalar… Bütün bunların neticesinde geleceğimiz olan ve “denek” gibi kullanılan çocuklarımız yani geleceğimiz hatta bugünlerimiz heba mı oldu? Biz neden bu eğitim konusunu bir türlü bir sisteme bindiremedik?

Ben yazımın başında belirttiğim gibi hocamızın/bakanımızın bütün cümlelerini, TV ve sosyal medya açıklamalarını, katıldığı açılışta öğrencilerle karşılık ıslık çalmasını da çok kıymetli buluyorum, önemsiyorum.

Gerçekten bir eğitimci jargonuyla konuşabilen bu konuda yapmacık olmayan, gerçekçi ve ulaşılabilir hedefler koyan bir bakanımız var ama iş yine bize düşüyor. Mesela sürekli bir şeylerden şikayet eden, öğrencilere, sisteme, maaşa, veliye ve hatta kendine kızan; memnuniyetsiz öğretmenleri bu sistemin neresine koyabiliriz?

Çocuğunu okula atıp giden, veli toplantısına veya çocuğuyla alakalı hiçbir etkinliğe katılmayan velileri; sürekli çok yoğun olan, saçma sapan insanlarla iş yemeklerine çıkabilen ama bir türlü çocuğuyla alakalı işlere gelemeyen, çocuğuyla ilgilenmeyi ona pahalı telefon ve elbise almak olarak gören zengin(!) velileri bu sistemin neresine koyacağız bilemiyorum.

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” modundan çıkamayan, “Ne gerek var, icat çıkarma.” psikolojisini bırakamayan, hiçbir projeye imza atmamış, hiçbir sorumluluk almamış, mesaisini, senelik iznini nizami olarak yapan, siyasallaşmış, liyakatle değil siyasetle istihdam edilmiş/yükselmiş amirleri memurları bu sistemin neresinde istihdam edeceğiz yine bilemiyorum.

Haberlerden bir iki başlık okuyan, her konuda fikri olmadan zikri olan, üstüne vazife olmadığı halde her konuda olduğu gibi eğitim konusunda sürekli fikir beyan eden sözüm ona “çakma entelektüelleri” bu sistemde nasıl sindireceğiz bilemiyorum.

Sevgili Dostlar,

Bilemediğim ve kestiremediğim birçok konu var ama ben bu gençlikten ve milletimden umudumu kesmedim. Bu konuda da inşallah bu maya bir şekilde tutacak. Siz yeter ki umudunuzu kesmeyin ve yılmayın. Bu pırıl pırıl beyinler heba olmasın, araştırsın, üretsin, yorumlasın, inovatif düşünsün, gelişsin, geliştirsin ve inşallah o zaman topyekün kalkınalım.

Saygılar, selamlar…