TÜGVA Hendek Temsilcisi Hakan ÖZTÜRK, açılışta yaptığı konuşmada, “TÜGVA Türkiye Gençlik Vakfı, dünya üzerinde iyi ve güzele dair ne varsa savunan, her daim hakkın ve adaletin tarafında olacak bir nesil yetiştirme amacıyla kurulmuş yeni nesil bir gençlik vakfımız tüm Türkiye’de olduğu gibi Hendek’te de ortaokul,  Lise, Yüksek Öğrenim, Çalışan Gençlik, Kadın ve Aile Koordinatörlükleriyle gençlerimiz geleceğimizdir şuuru ve yeni nesil vakıfçılık anlayışıyla çalışmaya başladık ve Allah’ın izniyle çalışmaya da devam edeceğiz.

Peygamber efendimiz (SAV) veda hutbesinde  Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç   şaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin sünnetidir. TÜGVA Hendek temsilciliği olarak bu iki emaneti sözün ustasınsın dinlemek için güzel olacağına inandığımız bir etkinlikle karşınızdayız. Bizleri kırmayıp buralara kadar gelen değerli hocamız Prof.Dr Faruk BEŞER beyefendiye bir kez daha teşekkür ediyorum." diye konuştu.

Konuşmacı Beşer özetle şunları ifade etti:

Sünnet yerine göre kullanıldığı duruma göre farklı anlamlara gelebilmektedir. Kelime anlamı olarak yol, yordam, tarz, tatbik biçimi demektir. Bu açıdan herkesin bir sünneti olabilir. Allahlında bir sünneti var, sünnetullah.

Fıkıhçı sünneti anlatırken başka bir şey kastederken usulcü sünneti anlatırken başka bir şey kastetmiş olabiliyor. Mesela usulcü sünnet derken; kitap, sünnet, icma, kıyas sistemindeki sünneti kasteder. Bunun anlamı, bizim İslam adına aldığımız bilgilerin bir kısmını biz doğrudan kitaptan alırken, sonra bu kitabın tatbikatı olan Resûlullah’ın sözlerinden fiillerinden, takrirlerinden alıyoruz. Yani bilgi kaynağı olarak sünnete böyle bakıyoruz. Yoksa farzın karşılığı olarak değil. Oysa fıkıhçı sünnete baktığında bu işin hükmü sünnettir yani farz, vacip, müstehab, mendup değildir anlamında kullanır. Sünnet bu anlamlarda kullanılıyor. Hadisçiler sünnet dediğinde, peygamberimizin sözleri fiilleri takrirlerinin hepsini birden sünnet olarak değerlendiriyorlar. Bir adım daha ileri giderek peygamberimizin şemaillerinin(çehresi, yüzü, saçı, sakalı, boyu, posu vb.) de sünnet olduğunu söylüyorlar. Hatta bir adım daha ileri giderek uygulama olarak sahabenin yaptıklarını konuştuklarını yani sahabe kavlini de sünnet olarak kabul ederler. “Kim İslam’da iyi bir çığır açarsa açtığı çığırın ecri ve kendisinden sonra, onunla (o çığırla) amel edenlerin ecirleri, sevaplarından hiçbir şey eksilmeden ona aittir. Kim de İslam’da (Müslümanlar içinde) kötü bir çığır açarsa, açtığı çığırın günahı ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin günahları, günahlarından bir şey eksilmeden ona aittir.” mealindeki hadisten yola çıkarak sünneti insanların uygulamalarına da teşmil ediyor resulullah. Allah rasulu kendisinden sonra gelecek raşid halifelere mehdi demiştir. Yani mehdilik hidayet vesilesi olan, kendileri hidayet üzere olan insan olmuş oluyor. O anlamda rasulullahtan günümüze kadar birçok mehdi gelmiştir. Beklenen mehdi konusunda size bir garanti veremem, bence beklemeyin işinize bakın. Mehdi beklemek diye bir şey bizim geleneğimizde yok.

Peygamberin sahabilerin yaptığı bazı davranışlara ses çıkartmadığında onaylamış kabul ediyor demektir. Biz buna takriri sünnet diyoruz. Bu durum sünnet kabilinden sayılıyor. Fıkıh konusunda bize delil teşkil ediyor.

Allah rasulunun bazı hareketlerini Allahu Teâlâ değiştirmiş, öyle değil şöyle yap demiştir. Yani bu gibi uygulamalar hariç diğer yaptıklarında peygamberimizin Allah tarafından onaylanması söz konusu. Ve bu yaptıklarından bazıları kendisinden beşer olarak sadır olmuştur, vahiyle sadır olmamıştır. Mademki böyle; sünnet, takriri vahiy olmuş olmaz mı dedi.

Kendimizi kimlik olarak ehlisünnet olarak tanımlamanın doğru olmayacağını düşündüğünü ifade etti, biz her şeyden önce Müslümanız dedi. Ehlisünnet kavramının Şia’ya karşı tepki ifadesi olarak ortaya çıktığını belirtti.

taklid etmemek, başkasına benzememek de sünnet olabilir. Yahudilere muhalefet edin pabuçlarınızla namaz kılın örneğinde olduğu gibi. Bu kimlik sahibi olmaktır.

Sünnet bir bütün olarak İslam’ın tamamının yaşanmasıdır. Yani kuranı kerimin tamamının peygamberce yaşanmasıdır. dolayısıyla sünnetin içerisinde farzlar da, vacibler de, sünnetler de, mustehablar da, mendublar da, edepler de, saygılar da vardır. Dinin sahibi Allah’tır ve bir tane kaynağı vardır hakiki anlamda o da vahiydir. Sünnet ise kuranı kerime bağlı olarak bir kaynaktır. Kuranı kerimin müsaade ettiği ölçüde bir kaynaktır. Farklı bir şey değildir. Resûlullah’ın sünnetine göre yaşamak demek sünnetleri yapmak demek değildir, Resûlullah’ın hayatını bütün olarak yaşamaktır. Misvak kullanmak değildir. Hayatımızın tüm alanlarında var olması gereken şeydir sünnet. İslam’ın bir bütün olarak yaşanmasıdır.

İslam’ın hükümleri iki türlüdür. Sabiteler ve değişkenler.  Bu konuyu iyi kavramamız gerekiyor. Akide alanı, ibadetler alanı ve bütünüyle kuranı kerim İslam’ın sabitesidir. Ahkam uygulanır yada uygulanmaz, uygulanma şartları var ise uygulanır yoksa uygulanmaz. Bir takım hükümlerde vardır ki zamanın şartlarına göre ortaya çıkarlar. Bunlar değişkenlerdir. Zamanlar değişince hükümlerde değişir. Bidat İslam’ın sabite alanında sonradan ortaya çıkan şeylerdir. 

Kültür; ekin, ekme demektir. 14 asrın başlarında 1300lerde batı insanı kiliseye karşı bir başkaldırı yaşadılar. Skolastik düşüncenin reddedilmesi denilen şey budur. Kilisenin okulları ne derse doğru odur şeklindeki dogmatik anlayışa karşı başkaldırdılar. Rönesans, reform hareketleri bunlardır. Bu sefer insanlar kendi akıllarıyla karar almaya başlıyorlar, hümanizm doğuyor. Hümanizm insana tapma demek, en büyük insan başka büyük yok demek. Böylece aydınlanma dedikleri şey başlıyor. Aydınlanma dedikleri şey de aklın öncülüğünde doğruyu hakikati bulma çabasıdır. Sadece aklı görür üstünde.  Böyle olunca insanlar kilisenin bilgilerinin dışında yeni bilgiler üretiliyor. Bu yeni bilgiler hayata yansıyor. Böylece hayat tarzı, şekli değişiyor, yaşam biçimi değişiyor. Giyim kuşam yeme içme değişiyor. İnsanoğlunun ürettiği bilginin topluma ekilmesiyle yeni hayat tarzının ortaya çıkmasıyla Kültür olmuş oluyor. Bu kültür ileriye doğru modernizmi, aydınlanmayı, dinden uzak durmayı sonuç veriyor. Akıl öncülüğünde bilimi doğuruyor, bilim teknolojiyi ortaya çıkarıyor.

Kültür, vahyin yerini alan insan beyninin ürettiği yaşama tarzıdır dedi. Kültürü vahye aykırı olan şekliyle değil de var olan şekliyle ele alırsak bilginin, insanoğlu üretsin yada üretmesin, ortaya çıkardığı alışılagelen rahatlıkla yapılan herkesin üzerinde ittifak ettiği yaşama tarzı, o yaşama tarzının her bir göstergesi, yeme, içme, selamlaşma vs.ne kültür diyoruz. Düşünceye, sanata, mimariye, intikal ediyor. Kalıcı hale geldiği zamanda medeniyet ortaya çıkıyor. Yani bir kimlik üretildiği zaman ona da medeniyet deniliyor. Bunların hepsi İslami açıdan bakıldığı zaman eleştirilebilir. Mutlak değillerdir.