Bu hafta başladığımız köşemizin ilk konuğu Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuarı Temel Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sayın Sertan Demir.           

Öncelikle pazar günü ailesine ayırması gereken zamanı bizlere ayırarak konuğumuz olan Sertan Demir hocama çok teşekkür ederim, bunun yanında aynı gün Sertan hocamın evinde misafir olarak bulunan Abant Üniversitesinde Öğretim Görevlisi Canan Saba hocamdan da özür dilemek istiyorum ev sahibini bizimle paylaşmak zorunda bıraktığımız için.

        Hocam ilk olarak kendinizden söz eder misiniz Sertan DEMİR kimdir?

 En zor soru( burada gülümsemeler oluyor..) aslında insan kendisine en uzak şeyleri merak edermiş  o yüzden ilk gelişmeye başlayan bilim astronomi en son olarak da psikoloji…

1980 yılında Ankara’da doğdum ailem 1975 yılında Erzincan’dan gelmiş. Ankara’da doğdum büyüdüm ama aile içinde evimizde o doğu kültürü Erzincan kültürü ağırlıklı olarak hissediliyordu. 3 kardeşiz bir abim ve bir ablam var.

       Müziğe nasıl başladınız?

Evimizde bağlama çalınıyordu, bende karne hediyesi olarak babamdan bir bağlama istedim. Oturduğumuz ev bahçe içinde tek katlı bir evdi, babam bağlamayı kendi odasının içinde annemin halılar için ayırdığı köşeye koymuş, akşam yemeğini yedikten sonra babam bana birden  cezalısın dedi, yatak odasına götürdü  kapat gözlerini dedi, ayağının birini kaldır dedi kaldırdım ama babam böyle cezada vermez aslında elini arkaya doğru uzat dedi bir bez var elime değdi daha sonra perdeler ve telleri hissetim o kadar çok istiyormuşum ki ağlamaya başladım ve müziğe ilk olarak bu şekilde  başladım.

Konservatuara girmeye nasıl karar verdiniz?

Bağlama alındıktan sonra bir zaman ailemizin bir yakını tarafından ilk dersleri almaya başladım. Bana haftada bir yanıma geleceksin dedi ben iki günde bir gitmeye başladım. Tabi bu karşımdaki insanda sorun yaratmaya başladı hocamı sıkmaya başladığımı anladım. B ir süre de dayımdan ders aldım ama aynı sorunları onunla da yaşadım. Daha sonra Ankara radyosunda bağlama sanatçısı olan  Sadi Pirkoca hocadan ders aldım, daha sonra Hüseyin Düzgün hocamla tanıştım. O zaman gördük ki bağlama yörelere göre farklı çalınıyormuş. Aynı dönemde Ankara radyosu gençlik korosunun sınavını kazandım ama yaşım küçük olduğu için daha sonra listeden çıkarıldım. Daha sonra 1998 yılın da Gaziantep’te sınava girdim ve Gaziantep Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Temel Bilimler Bölümü’nde okumaya başladım.

Neden akademik kariyer?

Konservatuarda karşıma Savaş Ekici hocam çıktı onun sanata bakışının, yaşam tarzının, dersi anlatışının bende çok fazla etkisi oldu ben de  onun gibi olmak istedim. Bir şeyleri bulayım ortaya çıkrayım istedim.  Öğrencilik yıllarımda kitapları kasetleri arşivlemeye başladım. Daha sonra  hocamın yönlendirmesi ve tavsiyesiyle Sakarya  Üniversitesinde göreve başladım.

Hocam sizi etkileyen ve müzik hayatınıza yön veren hocalarınız var mı?

Elbette Hüseyin Düzgün, Savaş Ekici ve Türker Eroğlu hocalarımdan fazlasıyla etkilendiğimi söyleyebilirim. Hüseyin Düzgün ve Savaş Ekici’den daha önce bahsettim Sakarya’ya geldiğimde de karşıma çıkan kişi Türker Eroğlu idi. Yüksek lisans ve Doktora çalışmalarım sırasında ilmi anlamda çok farklı bir yön kazandırmasının yanında, kimsem olmadan geldiğim Sakarya’da diğer bir çok akademisyen arkadaşım gibi benim de “kimsem” oldu.

Sakarya’da göreve başladığınızda Türk halk müziği ne durumdaydı…?

Üniversitede konservatuar öğrencilerinden oluşturduğumuz koro ile Pamukova’da bir konser verdik, konser devam ederken arkamdan iki kişi sahneye yaklaşarak bir kağıt vermek istedi, ben durumu anlamıştım öğrencime kağıdı almamasını söyledim fakat öğrencim aldı , kağıdı yere bırakmasını söyledim. Bir şekilde koro konserlerinde parça istek olmayacağını insanımıza öğretmemiz lazımdı daha sonra yerdeki kağıdı açıp okuduğumuzda bu isteği istesek de çalamayacağımızı gördük istenilen parça Orhan Gencebay’ın bir eseriydi.

 Sakarya’da 70’li yıllarda belediye konservatuarı varmış, çok yabancı olunan bir konu değil aslında, daha sonra konservatuvar olarak Yücel Paşmakçıyı ve Erol Sayan’ı davet ettik. Her ikisinin de buradaki belediye konservatuvarında dersler verdiğini öğrendik.

 Biz daha sonra zor şartlar altında 2010’de Sakarya Halk Müziği Derneği’ni kurarak koro faaliyetlerine başladık, şu an bile çok zor şartlarda çalışmalarımıza devam ediyoruz. Ancak buna rağmen Sakarya’nın çeşitli ilçelerinde konser, derleme, araştırma faaliyetlerimizi devam ettirirken, kadromuzu da her geçen gün büyütüyoruz. İş adamlarından öğretmenlere, emeklilerden öğrencilere kadar çok geniş bir mesleki yelpazede koristimiz mevcut.  Adapazarı Belediyesinin bize göstermiş olduğu Çark Mesiredeki bir yerde çalışmalarımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Bunun yanında bizler Sakarya Valiliğinden de destek bekliyoruz.

Sakarya’da yerel ve görsel basında sanata yeterince yer veriliyor mu?

Hayır verilmiyor, bizim konser veya etkinlik haberlerimizi okulda kurulmuş olan basın bülteni duyuruyor ve görsel veya yazılı basına servis ediliyor. Özellikle basın bizi takip ederek ya da yerinden bilgi alarak haber yapmıyor.

Sanatçı olabilmesi için insanın ne gibi özellikleri olması lazım?

Sanat işiyle uğraşan insanların çamuru başka yoğrulur… Müzisyen olacaksa kişide ilk evvela kulak var mı, kişinin söyleme yeteneği ,kişinin çalma yeteneği var mı bunlara bakılır bunların yanında kişilik özellikleri de çok önemli. İnsanlara sanatı aktarım şekli, olaylara bakış şekli.  Tabi ki bizim iyi bir sanatçıdan beklediğimiz şey sanatını iyi icra etmenin yanında toplumun sorunlarına duyarlı olması, onları göz ardı etmemesi,  sadece kendisini düşünmemesi, parayı düşünmemesi bu özellikler bütününden sonra sanatı konuşabiliriz.

Burada ben konuyu birden değiştirerek hocamın hiç soru beklemediği alana yöneliyorum ve spor diyorum. Hocam yine samimiyeti  ve içtenliği ile cevaplıyor.

Lise yıllarında basketbol oynadım, yüzdüm ama bunları profesyonel anlamda yapmadım. Oğlum Beşiktaş’ı tutuyor onun için Beşiktaş’a karşı benimde ilgi var.

Ben burada yine söze karışıyorum. Hocam genelde çocuklar babalarından etkilenerek takım tutarlar bu sizde biraz ters olmuş.

Hocamda yine içtenlikle cevap veriyor

–işte sporla alakam bu kadar.

Son soru olarak hocam Ece hanımla evlisiniz, nasıl tanıştınız evlilik teklifini nasıl yaptınız (burada bazı beklentilerim var hoca sazıyla sözüyle Ece Hanımın camının altında serenat yapmış olması lazım gibi ama…)

Hasta ziyareti için ailemle İzmir’e gitmiştik Ece Hanımı ilk olarak orada gördüm,  konuyu anneme açtım annemde kayınvalidemle konuşmuş hoş karşılamışlar.

Evelenme teklifi edeceğime karar verdim ve kendisine de söyledim, o sıralar arabamı da sattım  öğrencimden rica ettim oda hiç ikilemedi İstanbul’a gittik gece geç saat olduğu içinde çiçekleri komşunun bahçesindeki güllerden toplayarak hallettim. Beşiktaş da Barbaros Hayrettin parkında evlilik teklifi ettim.( Parkın adı konusunda bazı tereddütlerimiz olsa da Barbaros Hayrettin de karar kıldık) aynı anda sokakta karton toplayan bir genç park  yakınında arabesk bir parça okuyor ve sesi de oldukça güzel.  Bende bu müzik eşliğinde sevgili eşime evlilik teklifinde bulundum sağ olsun kabul etti bu evlilikten bir oğlumuz ve bir kızımız var.

Sayın Sertan Hoca’ma misafirperverliği ve samimi cevaplarından dolayı teşekkür ederiz. Önümüzdeki hafta yeni konu ve konuğumla sizlerle birlikte olacağım.

Saygı ve selamlarımla…