Eşler arasındaki ortak alanları artırmak, yeni paylaşım anları oluşturmak evlilikte bağlılığı ve muhabbeti pekiştiren önemli etkenlerden. Karı-kocanın ortak beğeni sahibi olması, hayata aynı gözle bakabilmesi, uyumlu olabilmesi bu anlamda çok önemli. Ne var ki hiçbir çiftin bire bir aynı şeylerden hoşlanması, her zaman birlikte aynı faaliyetleri yapması mümkün değil. Fakat güzel bir kulluk içinde, ibadetlerle süslenmiş bir yaşamı kendilerine gaye edinen çiftler son derece hayırlı bir noktada birleşiyor. Dünya ve ahiret kazancı adına belki de en üstün güzelliklere böylece ulaşmış oluyor.

 

İki dünya saadetine ulaşma hedefi ile kurulan evliliklerde eşler birbirlerine her konuda destek vermeye çalışırlar. Dünya işlerinde olduğu gibi ahiret sermayesi olan ibadetler konusunda da birbirinin destekçisi olan karı-koca mutlu, huzurlu ve sevgi dolu bir evliliği daha çabuk elde etme fırsatına sahip olur. Zira ibadetlerdeki ruhu ve kalbi besleyici manevi güç, insan tabiatındaki kötü huyları törpüler. Kötülüğe sevk eden nefis ve şeytana karşı panzehir, Allah’a yakınlaştırıcı bir güç olur.

 

EFENDİMİZ (S.A.V) EŞLERİYLE İBADET ZAMANLARINI DA PAYLAŞIRDI

 

Efendimiz (s.a.v) gecenin bir kısmında Rabbi’ne ibadet eder, zaman zaman hanımlarını da ibadete davet ederdi. Gecenin sonuna doğru hanımını uyandırır teheccüd namazı kıldırırdı. Ailesini namaza kaldırmaya son derece önem veren Allah Rasulü (s.a.v) “Gece kalkıp namaz kılan, sonra hanımını uyandıran erkeğe Allah rahmet etsin! Eğer eşi kalkar namaz kılarsa ne ala, namaza kalkmamakta diretirse yüzüne hafifçe su serpsin! Gece kalkıp namaz kılan sonra beyini uyandıran hanıma Allah rahmet etsin! Eğer beyi kalkar namaz kılarsa ne ala, namaza kalkmamakta diretirse yüzüne hafifçe su serpsin!” buyururdu.

 

Efendimiz’in (s.a.v) gece namazı ile ilgili Hz. Aişe (r.a) şöyle der: “Ben Allah Rasulü’nün (s.a.v) yanında uzanıp yatarken o, gece namazı kılardı. Vitir namazı kılacağı zaman beni uyandırır. ‘Ey Aişe kalkıp vitir kıl’ buyururdu.” Efendimiz Ramazan’da ve özellikle bu mübarek ayın son on gününde, ailesini teheccüde kaldırmaya ayrı bir önem verirdi. Bu önemi Hz. Aişe (r.a) şu sözlerle ifade eder: “Allah Rasulü (s.a.v) Ramazan’ın son on gününde başka zamanlarda olmadığı kadar çok ibadet ederdi.” “Ramazan’ın son on günü girdiğinde geceleri elbiselerini giyer (yatakları kaldırır), gece ibadeti için ailesini uyarırdı.” Efendimiz (s.a.v) yalnız Ramazan ibadetine değil, ibadet sonrası hediye niteliğinde bulunan bayram sevincine de eşini ortak ederdi. Hanımların bayram ibadetine katılmalarını sağlar, bayram sevincini onlarla paylaşırdı.

 

Bu güzel sünneti bugün de devam ettiren hakiki Allah dostları şüphesiz aramızda. Ramazan’ın bir kısmında teheccüt namazını erkeklere kıldırırken diğer kısmında ailesine ve saliha hanımlara gece namazı kıldıran Peygamber vekili, gerçek alimlere Allah Teala hayırlı uzun ömürler versin.

 

ÖLÜM AYIRANA DEK DEĞİL EBEDİYEN BİRLİKTE

 

İbadet yaşamında birbirlerine ayak uydurmak, eşlerin yalnızca bu dünyalarını ilgilendirmiyor. Ahirette birlikte olmayı dileme, birbirlerini yalnızca geçici dünya arkadaşı olarak değil ebedi hayat arkadaşı olarak arzu etme evliliğe, başka hiçbir şeyle kıyaslanamayacak önemli bir misyon yüklüyor. Böylelikle günümüz şartlarında eşine ve her şeye karşı vefasızlığı tercih eden insanımıza olayların gerçek yüzünü gösteriyor. Eşini yalnızca bu dünyada değil ahirette de yanında isteyen bir hayat arkadaşı, onun hastalığında, yaşlılığında, sıkıntılı anlarında vefasızlık gösterip terk etmiyor.

 

Bütün bu hallerin dünya hayatına mahsus geçici evreler olduğunu bilme şuuruyla dünya hayatında arkadaşlık ettiği biricik eşini ahirette de yanında görmek istiyor.

 

Ortak hedef taşımak, birlikte ileriye bakmak, gerçekten “aile” olma bilincine ulaşmak beraber yapılan güzel ibadetlerle daha da pekişmiş oluyor. Tüm bunlarla beraber eşler “Ölüm ayırana dek değil ebediyen birlikte olma” niyetiyle birbirlerine vefayı vazife biliyor.

 

İKİ GÖNÜL İBADETLE BİR OLUR

 

Allah, kullarının dünya ve ahirette huzurlu olmasını kendisini anmaya ve kendisine ibadet etmeye bağlamıştır. Bu itibarla gönüllerin ancak Allah’a yaklaştığı ölçüde huzurlu olabileceğini söylemek mümkündür. Dolayısıyla iki gönlün bir araya gelmesi ile oluşan yuvalarda ibadetin önemi iki kat daha artmaktadır. Bir de buna çocuk eklenince ibadet ailenin vazgeçilmezi konumuna gelir.

 

Bu sebeple ailede cemaatle kılınan namazlar, mukabele usulü ile okunan Kur’an’lar ve ailece yapılan sohbetlerin manevi yönden aile fertlerine katkısı çok büyüktür. Böyle yuvalarda huzur ve bereketin bol olacağı, meleklerin o eve misafir olacağı Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) tarafından haber verilmektedir.

 

Bir evde huzursuzluk ve mutsuzluk çıkıyorsa bunun en önemli kaynağı şeytanın kışkırtmaları ve insan nefsinin kötülüğe meylidir. Bu noktada ibadetler kalbimizi, gönlümüzü kısacası bizi kötülüklerden koruyan kalkan gibidir. Örneğin, “Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz. Şüphesiz şeytan, içinde Bakara suresi okunan evden kaçar” buyuruyor Allah Rasulü (s.a.v).

(Müslim, Tirmizi)

 

Kur’an’ı samimi bir şekilde okumak, onun nuru ile aydınlanmak kişiyi nefsine karşı tedbirli olmaya sevk eder. Kur’an’ın her bir harfine karşılık alınan ecir de bir başka güzellik. Sonuç olarak böyle bir evin sakinleri Allah’ın izni ile iki dünya saadetine yelken açmış olur. Aile bireyleri arasındaki bu ilahi güzellik onları çepeçevre kuşatır.

 

ÇOCUKLARIN MANEVİ GELİŞİMLERİNE KATKI SAĞLAR

 

Eşlerin birlikte ibadet yapması, çocuğun manevi dünyasında da önemli etkilere sahiptir. her şeyden önce çocuğun ibadet eden anne babayı model almasını sağlar, yapılan ibadetleri benimsemesini kolaylaştırır. Böylece aileler çocuğa kazandırmak istedikleri ibadet ve manevi değerler eğitimini daha kolay verebilecekledir. Anne babasından küçük yaşta bu ibadet paylaşımını gören çocuğun hafızasına bu bilgiler taşa kazınmış gibi kalıcı olur.

 

Çocuklar sözden çok müşahede ettikleri davranışlardan etkilenirler. Bu sebeple dinin yaşandığı bir aile ortamında yetişen çocuk daha doğumundan itibaren ibadetlerle tanışmış olur. Anne babanın yaptığı her şeyi belleğine kaydeder. Eşlerin ibadetler noktasında sergiledikleri doğru ve paylaşımcı tutum çocuklarda ibadetlere karşı içten bir sevgi meydana getirir. Böylece büyüklerini taklit ederek onların yaptıklarını yapmaya çalışır çocuklar.

 

Eşlerin ibadetlerindeki paylaşımlarının aileye huzur ve mutluluk kaynağı olarak geri döneceği unutulmamalıdır. Çünkü ibadet konusunda birbirini destekleyen ve teşvik eden eşler, Allah’a (c.c) iyi bir kul, Rasulullah’a (s.a.v) güzel bir ümmet, eşinin iki dünyada kazançlı olması için çabalayan samimi bir dost; çocuklarına iyi bir anne ve baba olurlar.

 

NE MUTLU O KİŞİYE Kİ EŞİNİN DİNDARLIĞINI TAKLİT EDER

 

Kadınların ve erkeklerin din ve diyanette birbirlerine destekçi ve arkadaş olması konusunda Bediüzzaman Said Nursi’nin de (k.s) önemli bir sözü bulunuyor: “Şer’an koca, karıya küfüv olmalı, yani, birbirine münasip olmalı. Bu küfüv ve denk olmanın en mühimi, diyanet noktasındadır. Ne mutlu o kocaya ki, kadınının diyanetine bakıp taklit eder; refikasını ebedi hayatta da kaybetmemek için mütedeyyin (dindar) olur. Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp ‘Ebedi arkadaşımı kaybetmeyeyim’ diye takvaya girer.

 

Veyl (yazıklar olsun) o erkeğe ki, saliha kadınını ebedi kaybettirecek olan sefahete (çirkin yaşantıya) girer. Ne bedbahttır o kadın ki, müttaki (takva sahibi) kocasını taklit etmez, o mübarek ebedi arkadaşını kaybeder. Binler veyl (yazık) o iki bedbaht zevc ve zevceye ki, birbirinin fıskını (büyük günahlarını) ve sefahatini taklit ediyorlar, birbirlerinin ateşe atılmasında yardım ediyorlar.”

 

BİRLİKTE NELER YAPILABİLİR?

 

Birlikte namaz kılmak, oruç tutmak, gece ibadeti yapmak vs. ortak ibadetlerden sayılsa da ibadet sevabı kazandıran diğer bazı hayırlı işler eşlere sadece psikolojik ve manevi tatmin sağlamakla kalmıyor sosyal ve bireysel anlamda nice kazanımlara vesile oluyor.

Allah rızası için yapılan her hayırlı amelin ibadet olduğunu biliyoruz. Bu bağlamda;

• Ailece hayır kurumlarını ziyaret edip iyilikte bulunma,

• Güzel bir niyet ile akrabalarını ziyaret etme ve onlara elinden gelen iyiliği yapabilme,

• Birlikte Allah için misafir ağırlama,

• Birlikte Allah dostlarını ziyaret etme,

• Birlikte hacca veya umreye gitme,

• Birlikte Kur’an-ı Kerim okuma,

• Birlikte hayırlı işler ve hizmetler yapma,

• Birlikte komşusunu ziyaret etme, onlara iyilikte bulunma…

Bunlar gibi nice hayırlı işler, eşlerin birbirlerine ve çevrelerine olan olumlu duygularını pekiştirir.

Toplum içerisinde ve sosyal alanda da eş olmanın bilincini, birlikteliğin mutluluğunu tekrar tekrar yaşatır.

 

AHİRETTE DE BİRLİKTE OLMA HEDEFİ

 

Semra Hanım, eşi Hasan Bey’in işleri sebebi ile ailesine pek vakit ayıramadığından şikayet eder. Fikriye Hanım ise kendi eşinin de Hasan Bey’le aynı işte çalışmasına rağmen böyle bir sıkıntı yaşamadıklarını dile getirir. Bunun sırrını ise şöyle anlatır:

 

“Evet belki eşimin işleri sebebi ile sosyal aktivitelerimiz biraz sınırlı olabilir ama bu bizim evliliğimizdeki paylaşımımızı etkileyen bir bahane değil. Çünkü eşim işten geldikten sonra ailece yapabileceğimiz ibadetlerimiz ve sohbetlerimiz var. Namazlarımızı cemaatle kılmaya dikkat ediyoruz. Kur’an okumaları, sohbetler vs. ailemizde müthiş bir manevi güç oluşturuyor.  Mutluluğumuz ve huzurumuzda birlikte yaptığımız ibadetlerimizin büyük katkısı oldu. Çocuklarım da ailemizdeki bu paylaşımdan son derece memnun. Onların manevi eğitimlerinde çok olumlu etkisinin olduğunu gördük. Evliliğimiz manevi bir temel üzerinde bana daha çok güven veriyor. İbadetlerimizi ailece yapmaya özen gösterdiğimizden beri aileme, eşime sevgim daha da arttı. Ahiret hayatında da birlikte olma düşüncesi bizi daha güzel davranışlara sevk etti. Ailemdeki ibadetler konusundaki destek ve paylaşım beraberinde farklı konularda bile inanılmaz bir birliktelik şuurunun oluşmasına katkı sağladı. Biz bu dünyada birlikte olduğumuz gibi eşimle ahirette de birlikte olma hedefi ile ibadet konusunda birbirimize destek olmaya devam edeceğiz…”